A New Year’s Eve in Tbilisi Under Fire

 

 

A country just on the edge of Europe but also under the occupation of Russia. Georgia, like all other countries, celebrated the new year on the last Tuesday night. Tbilisi, the capital and the most populated city of Georgia, was the center of the celebrations. Thousands of Georgians and many tourists mostly from the United Arab Emirates and India have filled the Rustaveli Avenue which is the main arterial road of the city. Like in most, large gatherings and fireworks were part of the celebrations, however, it was an extraordinary new year celebration with two key features.

Tents belong to protesters in front of the National Parliament before the New Year’s Eve.

Georgia is a politically troublous country. While 20% of its internationally recognized territories are under the occupation of Russia in Abkhazia and South Ossetia regions since 2008, many civil protests on freedom, corruption, and unsatisfied policies are frequently held against the government and police forces. One of them is the long-term demonstration of Zaza Saralidze. He is the father of Temirlan Machalikashvili who had been killed with a gunshot wound to the head because of the terror suspect during the counterterrorist operation of Georgian security forces in Pankisi gorge region in 2017. Saralidze started to the demonstration in front of Parliament building with his tent by demanding an investigation of the murder. Since then, many opponent groups joined him with their tents.  However, when Saralidze left for his hometown for New Year’s Eve, the police forces removed all tents and placed New Year attractions instead. 5 of the members of the opposition were detained after their disobedience to police while trying to stop the removal. While the countdown started to 2020, opposition groups were in front of the Parliament building by waiting patiently and silently for New Year with full of freedom.

 

Ivakli P., one of the founders of the “Change and Shame” movement, was in front of the Parliament building with many other protesters in New Year’s Eve. He shared his experiences and opinions with me; 

“It is a shame for the government to remove Saralidze’s tent and put this meaningless new year decorations. It is vileness to do this while he is not here. We are only demanding justice and will continue our demonstrations until meeting to our demands”

Just before I left him, he showed me his wound on his temporal caused by a headshot with a plastic bullet in 20 June protest against Russians visit the Parliament and he added: “We are not game animals that they can hunt!”

Children with fireworks (left) and sellers with a minivan (right) in the Rustaveli avenue

On the other hand, while the demonstration holds, the Tbilisi city was under fire of thousands of fireworks and pyrotechnics. Although the importing and selling of the fireworks are restricted in Georgia, the peddlers sold thousands of them in the Rustaveli avenue without any control. The prices were between 10-20 GEL (3,5 to 7 dollars) per firework stick (which has 6 fire in it). From the earliest seconds of the evening till the morning, during the 3 days before and after the New Year’s Eve, fireworks fired without any precaution or legal restriction. Many people including children were firing them in every corner of the Avenue even in the middle of crowds dangerously. The explosions were ear-splittingly close and the ashes were raining down to the heads of the people. A frightful look on the faces of many tourists, especially from the Western countries, was the best summary of the night. According to the records of the Ministry of Health, 48 people from Tbilisi, 81 in total, have been injured as a result of fireworks and pyrotechnics during the New Year’s Eve. Among these, 8 children have been seriously injured and one of them has been amputated from the hand fingers.

 

Kuşlu Takvim 2020

Merhabalar,

Yeni yıla sayılı gün kalmışken, uzun zamandır planladığım bir çalışmamı hayata geçirmeye karar verdim ve “Kuşlu Takvim”i tamamladım. #inktober2019 kapsamında yaptığım çizimlerden oluşan bu masa takvimi, tasarımlarını yaparken beni çok heyecanlandırdı. Yıl boyunca çalışma masanızda kuşları görecek olmanız da umarım bir o kadar heyecan verir sizlere.

Sipariş vermek isteyenler için bilgiler şöyle;

1. Takvimin fiyatı 25 TL.
2. İstanbul dışı siparişler mümkün olduğu kadar toplu halde kargolanacak. İstanbul içi teslimatlar elden gerçekleşecek.
3. İstanbul dışı almak isteyenler, Ad-Soyad, Adres bilgileri ve toplam istenilen takvim sayısını tora.benzeyen@gmail.com adresine e-posta göndermeleri gerekiyor. Gönderimler 10 Aralık ve 20 Aralık olacak şekilde iki kez gerçekleşecek. Sonraki bir tarihte sipariş verenler için yılbaşı sonrası kargolanacak. Kargo ücreti alıcıya aittir. Kargolarınızla ilgili sorun yaşamamak adına lütfen adres bilgilerinizi eksiksiz gönderiniz.
4. İstanbul içi teslimatlar için, gereksiz karbon salınımını azaltmak adına, elden teslim yapılacak. 7 Aralık 13:00-16:00 arası Beşiktaş Kırmızı Kedi Kitabevi Kafe katında, 14 Aralık 16:00-19:00 arası Kadıköy Rıhtım Starbucks’ta sizi bekliyor olacağım. Böylece uzun zamandır görüşmediklerimizle bir selamlaşmış oluruz.
5. Ödemeler, takibini kolaylaştırmak adına EFT/Havale yoluyla gerçekleşecek.

IBAN (İş Bankası) : TR75 0006 4000 0014 4060 1600 07

Destekleriniz için teşekkürler. Bol kuşlu yıllarımız olsun!

Kuş Bakışı Atatürk

16 Mayıs 1919 günü İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e açılan o vapur, içerisinde milletinin kaderini değiştirecek ve on yıllar sonra bile minnetle hatırlanacak bir yolcu taşıyordu. Ne O’nun, ne de yanındaki 18 silah arkadaşının, bu yolculuğun nerede sonlanacağı hakkında bir fikri yoktu. Çünkü çıkılan yolculuk sadece bir gemi yolculuğu değil, aynı zamanda bir milletin kurtuluş hikayesinin başlangıç günüydü. Tüm bu hikayenin ise, gözlerden uzak, tarih sayfalarına adını yazdıramayan sayısız tanığı bulunuyordu.

19 Mayıs 1919’da bu değerli yolcuları taşıyan vapur, Samsun Liman’ına geldiğinde yolcuları karşılayan büyük kalabalıklar yoktu belki ama Tütün İskelesini mesken tutmuş sayısız Gümüş Martı etrafta olup bitenlerden habersiz yemeklerinin peşinde koşturuyordu.

Birkaç gün sonra Samsun’dan Havza’ya doğru hareket eden heyet, dar dağ geçitlerinde zorlukla ilerlerken, leş arayan kuzgunlar tepelerin eteklerinde volta atıyordu.

Bir hafta kadar sonra ise yolculuk, tarihi şehir Amasya’ya doğruydu. Kızılırmak kıyısına kurulmuş, Saraydüzü Kışlası’nda milli mücadelenin ilk kuruluş metni, telgrafla yurdun dört bir köşesine iletilirken; Duvar Tırmaşıkkuşları, yüzyıllardır şehri gözleyen kral mezarlarında oradan orada uçuşuyordu.

23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresine gelen 62 delegeyle millet meclisine giden yolun ilk adımları atılıyor, yurdun toprak bütünlüğüne vurgu yapılıyordu. Aynı günlerde ise, şehrin hemen dışındaki geniş ve bereketli düzlüklerde, Kızkuşları yumurtalarının üzerine yatmış, yavrularının gelişini bekliyordu.

Erzurum Kongresini, Sivas Kongresi izliyordu. Yazın son günlerinde bir araya gelen ulusal heyet, kurtuluş mücadelesinin en önemli kararlarını alırken, Kırmızı Gagalı Dağ kargaları şehri sarmalayan tepelerde birbirlerini kovalıyorlardı.

Kongrelerin ardından, milli mücadele Ankara’ya taşındı. 23 Nisan 1920 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıp, milli mücadele yeni bir aşamaya geçerken, Dikkuyruk ördekleri, şehrin hemen dışındaki Mogan Gölü’ne yeni varmış; üreme dönemine hazırlanıyorlardı.

Sonraki birkaç yıl, pek bir sancılı geçti. Sakarya Nehri kıyılarında başlayan muharebeler Ege Kıyılarına kadar devam etti. Kazanılan her bir tepede, çekilen her bir tetikte, barış dolu günlerin umuduyla on binlerce insan hayatını kaybederken, aynı tepeleri paylaşan Kınalı Keklikler yavrularını güvende tutabileceği kuytu köşeler arıyordu.

Zorlu savaş yılları da geride kalmıştı işte! 9 Eylül 1922 günü İzmir’e giren Türk ordusu, bir daha indirilmemek üzere göndere çekiyordu albayrağını. Sokaklarda zafer şarkıları, gönüllerde yılların yorgunluğu vardı. 24 Temmuz 1923 günü ise Lozan Barışı’yla Türk milleti özgürlüğüne kavuşuyordu.

Artık bu yorgun, yıpranmış milleti çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkarma vakti gelmişti. Devrimler yapılıyor, yenilikler getiriliyordu. 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilirken, yepyeni bir dönemin de başlangıcı yapılıyordu aslında. Asıl iş şimdi başlıyordu. O ise hiç durmadan, Anadolu’nun dört bir köşesine ziyaretler yapıyor, yorgun düşmüş yurttaşlarının dertlerini dinliyordu.

9 Şubat 1924 günü Ege gezisi sırasında Kuşadası’na geldi. Halk kucak açmış O’nu bekliyordu. Cennet’ten bir parça gibi duran koylar, kumsallara ise tek bir el değmemişti. Kayalıklarda dinlenen Tepeli Karabataklara, kıyısında yüzen Akdeniz Fokları’na tüm güzelliğiyle ev sahipliği yapıyordu Ege.

Birkaç vakit sonra ise yol, bu kez Kars’a düşmüştü. 7 Ekim 1924 günü Sarıkamış’a geldiğinde, yüzlerce insan meydanda onu karşılıyor, büyük liderlerinin yüzünü görmeye çalışıyordu. Aynı saatlerde ise, şehrin yanı başındaki Boz ayı ailesi, soğuk geçecek kış günlerine hazırlık yapmak ile meşgul oluyordu.

Kış ortasında ise bu kez rota Doğu Akdeniz kıyılarına doğruydu. Yol üzerinde önce Konya’ya uğramıştı. Sonu yokmuş gibi duran bozkırların arasında yolculuk ederken, Toy sürüleri yolda kaçışıyor, bağırtlaklar büyük gruplar halinde uçuşuyordu.

13 Ocak 1925 günü Hatay Dörtyol’a vardı. Siyasi gündem oldukça yorucu, halkın sevgisi ise pek bir yoğundu. Aynı vakitlerde ise, biraz güneydeki Amik gölünde, Yılanboyun kuşları, 50 yıl sonra başlarına geleceklerden habersiz, bereketli sularda balık avlamaya çabalıyordu.

Birkaç yıl sonra bu kez yolculuk Tekirdağ’a oldu. Boğaz’dan başlayan geniş meşe ormanları tüm Trakya’yı kaplıyordu. Aşağıda geçip giden otomobile şüpheli gözlerle bakan bir Şah Kartal ise, orman kenarındaki düzlüklerde yavrusu için besin bulmaya çabalıyordu.

Geçen birkaç yılın ardından ilk Ege yolculuğunu ise Aydın’a yapıyordu. 3 Şubat 1931 günü şehre geldiğinde, ahalinin sevinç çığlıkları arasında, gaipten gelen tüfek sesleri dikkatlerden kaçıyordu. Aynı dakikalarda, dağların yamaçlarında pusuya yatmış duran Hasan Bele, kendisine yeni bir manto yapmak gayesiyle eli tetikte, önünden geçecek Anadolu Leoparı’nı bekliyordu.

Sonraki yıllarda Mersin’den Trabzon’a, İstanbul’dan Diyarbakır’a kadar onlarca seyahat gerçekleştirdi. Gittiği her şehirde, halkla buluşuyor, onların dertlerini dinliyor, gözlemler yapıyordu. Yaptığı her bir seyahatte ise Anadolu’nun doğası ona eşlik ediyor, doğadaki her bir canlı bu yolculuklarına gizli gizli tanıklık ediyordu.

Ama her yolculuk, bir sona varmalıydı. 23 Haziran 1938 günü İstanbul’a geldiğinde, Anadolu’yu bir daha göremeyeceğini bilmiyordu. Pek sevdiği Savarona yatı, Dolmabahçe Sarayı’ndaki penceresinin önünde demirlemiş bekliyordu. Boğazı boylu boyunca uçup giden yelkovanlar, pencereden bakan o yaşlı gözlere davetkâr şekilde bakıyordu.

İşte o zaman, o mavi gözler için yeni bir yolculuk başlamıştı.