Bay-kuş: Bir Anadolu Hikayesi (Türkiye’nin Baykuş Rehberi)

Baharın ilk günleriydi. Toprak kışın yorgunluğunu henüz atmamıştı. Ağaçlar yeşermemiş, dağlardaki karlar erimemişti. Evlerin bacalarından sobanın dumanı hala tütüyordu.

Karşıki evde telaş vardı birkaç gündür. Köyün en yaşlılarından koca emmi ölüm döşeğindeydi de, vaktini bekliyordu. O sırada da bütün köy gelip, bir helallik almaya çabalıyordu. Çok geçmedi, akşamına haberi geldi. Koca emmi göçüp gitmişti.

Eve girip çıkanların telaşı azaldı ama sayısı artmaya devam etti. Evin dört köşesinde kandiller yanıyor, dualar okunuyordu. Bahçeyi dolduranlar, Koca emmiyle olan hikâyelerini anlatıyorlardı birbirlerine.

Karşı ki tepeden bakan iki göz, sonu yokmuş gibi gözüken karanlıkta sadece cenaze evinin ışıklarını görebilir, çok derinlerden de dua seslerini işitebilirdi. Yaşayan her canlının odağı, artık yaşamayanın üzerindeydi.

Dedemin yanına öylece kıvrılmış oturan ben, kandilin etrafında uçuşan böceklere bakıyordum o sıra. Konuşulanlar, anlayamayacağım kadar uzak konulardı benim için. Altına işememeyi yeni öğrenmiş bir çocuk için, bu saatte hala uyanık olmak bile büyük bir mucizeydi.

Kandilin ışığına öylece dalmıştım ki, çatının köşesine bir şey konuverdi. Ya çok sessizdi ya da onca konuşma gürültüsü içerisinde sesini duymak mümkün değildi. Korktum. Dedemin kolunu çekiştirdim ama pek kulak asmadı bana. Görebildiğim sadece bir gölgeydi. Hala orda olduğundan bile emin değildim. Birkaç dakika geçmedi, kandilin önünden gördüğüm böceklerden çok daha büyük bir şey bir an geçti gitti. Sonra bir kez daha, ve bir kez daha, Her gelişinde uçuşan sinekler biraz kaçışıyor, sonra hemen yine kandilin etrafına toplanıyorlardı. Sonra anladım ki, neyse o uçan sinekleri böcekleri yiyordu bir bir. Çok merak etmiştim, dedemin kolunu bu kez daha ısrarla çekiştirmeye başladım. Dayanamadı, döndü baktı;

  • Ne var torun dedi,
  • Uçan bir şey var kocaman şurada dedim.
  • Ah geldi demek mendebur dedi, almış cenazenin kokusunu, hemen üşüşmüş.
  • “O ne ki dede”, diye sordum.
  • “Ne olacak, uğursuz baykuş” dedi!

İşte tüm hikaye böyle başladı. Bu baykuşlar neden uğursuz yahu diyenler, altında yatan hikayeyi hep merak ettiler. Yalan mıdır gerçek midir hiçbir zaman bilinmez ama, köy yerindeki cenaze evi hikayesi anlatıldı durdu. Cenazenin kokusunu alır bu kuş, nerede ölü varsa, çıkar gelir, uğursuz hayvan denildi.

Adı çıkmış 9’a inmez 8’e misali, yapışmıştı bir kere yakasına uğursuz damgası. Nerede görülse, hep kovalandı, hırpalandı. Bazen hırsını alamayan bir cahilin tüfeğine hedef oldu, bazen ev çatısına koyduğu yavrularını “bahar temizliği” uğruna kaybetti.

Oysa ki tek bir derdi vardı; o kandilin etrafına toplanan böcekleri afiyetle yemek, belki 3-5’ini de yavrularına götürmek. Kimseye zararı yoktu, cenaze nedir, insan nedir, uğursuz olmak nedir hiçbir fikri yoktu. Olsa olsa şanssız olurdu adı, o da suç değildi ya.

Popüler kültür olmasaydı pek bir haberimiz olmazdı gibi geliyor bana. Bu kadar nefret edilen bir kuş, nasıl olacaktı da herkesin sevdiği bir kuş haline gelecekti. Kuş olmasından öte bir ikon haline dönüşecekti?!

Baykuşlar, geceleri aktif olan yırtıcı kuşlar. Biz insanlar gibi gündüzleri aktif olan canlılar için oldukça gizemli hayvanlar. Avlanma, eş bulma, göç vs. yaşamsal faaliyetlerinin büyük bir kısmını geceleri gerçekleştiriyor. Bizler yataklarımıza girdiğimizde, onlar için hayat daha yeni başlıyor.

Geceleri geçen bir yaşam, bu yaşama adapte olma zorunluluğu doğurmuş. Hem davranışları hem de vücut yapıları diğer kuşlardan çok farklı özellikler kazanmış.

Baykuşları özel kılan şeyler, kafa yapısına gizlenmiş. Diğer kuşların aksine, baykuşların gözleri kafanın sağında ve solunda şeklinde değil, ikisi de yan yana ve öne doğru bakar şekilde evrilmiş. Sağa sola bakmak noktasında oluşan handikabı da boynunu 270 dereceye kadar döndürebilmesiyle kapatmış. Bu sayede, çok geniş bir alanı, vücudunu çevirmeden tarayabiliyor.

Olaya böyle baktığımız zaman, bu adaptasyon ve gözlerin yapısı, ne kadar da keskin gözleri vardır bu kuşların gibisinden bir algı doğuruyor olabilir. Ama yanlış bir algıya kapılmış oluruz. Baykuşlar yan yana duran iki kocaman göze, her tarafa dönebilen bir boyna sahip olsa da, bu adaptasyonun temel sebebi gözler değil.  Baykuşları özel kılan şey, kulakları.

Kulakların nerede olduğunu tahmin edebilir misiniz? Bunlar mı yoksa? Hiç sanmıyorum!

Geceleri avlanan bir canlı için, duymak görmekten daha üstün bir duyu olmaya başlıyor. Baykuşlar bu duyularını çok iyi kullanabilen canlılar. Kulakları, gözlerinin hemen sağında ve solunda tüylerinin altına gizlenmiş bir şekilde bulunuyor. Bu kulaklar, alışılmışın dışında asimetrik bir yapıya sahipler. Bu sayede farklı yönlerden gelen sesleri yakalayabiliyorlar. Yüzlerinin yapısı da, işitme yeteneklerini güçlendirir bir şekil almış. Baykuşların tamamı, diğer kuşların aksine daha yatsı, tabaksı bir yüze sahipler. Bu yüzü bir çanak anten gibi kullanıyorlar. Kafalarını çevirdikleri yöndeki ses dalgalarını toplayıp, odaklayabiliyorlar. Böylece çok daha iyi bir şekilde duyabiliyorlar. Ve tabiî ki daha iyi bir duyma, daha iyi bir av anlamına geliyor!

Dünya üzerinde 200’den fazla baykuş türü bulunuyor. Türkiye’de ise 10 tür baykuş gözlemlenebiliyor. Her bir tür üzerine uzun uzun konuşulabilir ama şöyle bir özet geçsek şimdilik yeterli olur sanırım.

İlk türümüz Puhu. Baykuşlarla özdeşleşmiş o klasik pu-huu sesinin de sahibi. Dünya’daki en iri baykuşlardan biri. Çoğunlukla sarp kayalıklarda, insanlardan oldukça uzak yerlerde yaşamını sürdürüyor. Doğal ortamlarında gözlemlenmesi zor bir tür.

Diğer türümüz Balık Baykuşu. Güney Asya ve Hindistan’da geniş bir yayılım gösterse de, hala neden olduğunu anlayamadığım şekilde Türkiye’de de yaşıyor. Toroslar’da çok sınırlı birkaç alanda, sınırlı sayıda yaşamını sürdürüyor. Dere ve nehir yataklarından yakaladığı balıklarla besleniyor. Fazlasıyla gizem dolu bir kuş.

3.türümüz Paçalı Baykuş. Türkiye’de yaşadığını önceleri sadece sesini duyarak tespit ettiğimiz bu türün, ancak 2010 yılında ilk fotoğrafı çekilebildi. Oldukça küçük boyutları olan ve çok sınırlı bir alanda dağılım gösteren bir tür. Türkiye’de gözlemlenmesi en zor baykuş türü diyebiliriz.

Diğer iki türümüz Kulaklı Orman Baykuşu ve Kır Baykuşu. Kulaklı Orman Baykuşu, nispeten yaygın bir baykuş türüyken, Kır Baykuşu sadece kış aylarında gözlemlenebilen göçmen bir tür. Birbirleriyle yakın akrabalar.

En çok bilinen baykuşlardan biri Peçeli Baykuş. Diğer türlerin aksine, daha açık renkli tüy yapısı ve kalp şeklinde yüz ifadesiyle, eminim size de hemen tanıdık gelmiştir. Dünya çapında en geniş yayılım gösteren baykuşlardan biri, bu yüzdendir ki popüler kültürde kendisine fazlasıyla yer buluyor.

Diğer yaygın türlerimiz ise Alaca Baykuş ve Kukumav. Alaca Baykuştan daha önce bahsetmiştim biraz, şu katil baykuş hikayesinde. Parklarda, bahçelerde, korularda gözlemlenebilen türlerden. Tabi yerini biliyorsanız!  Kamuflaj konusunda oldukça başarılı. Aynı Puhu’da olduğu gibi, bunun sesi de filmlerde dizilerde baykuş sesi lazım olduğunda kullanılıyor.

Kukumav ise kendini en rahat gösteren baykuş türü. İnsan yerleşimlerine yakın yerlerde yaşıyor. Hatta çoğu kez, evlerin çatılarına, bacalarına yuva yapıyor; gündüzleri çatılarda, elektrik direklerinin üzerinde dinleniyor. Diğer baykuş türlerinin aksine gündüzleri de aktif olan bir tür. Özellikle kırsal bölgelerde gündüzleri avlanırken görme şansınız var.

Son iki türümüz ise İshakkuşları. Türkiye’de gözlemlenen baykuşların en küçüklerinden. Birbirlerine oldukça benzeyen bu iki türün, ikisi de göçmen. İshakkuşu Türkiye’nin hemen hemen tamamında görülebilirken, Çizgili İshakkuşu Güneydoğu Anadolu bölgesinde çok sınırlı bir alanda dağılım gösteriyor.

Şimdi durup baktığınızda, anlattığım türlerden hiç tanıdık gelen oldu mu? Yoksa bu anlattıklarım sadece bilgi yığınından mı ibaret? Çok da önemli değil, kimin ne olduğu,  baykuş olsun da yeter mi?

Sanırım öyle.

Çünkü pek de önemi yok hayatımızda baykuşların. Sadece baykuşların değil, diğer tüm kuşların. Bir ikon olarak yer alması yeter. Çantalara, kolyelere süsleme olsun; filmlere dizilere korku malzemesi olsun yeter. Kafelerde falan süs eşyası olsun, evlerde evcil hayvan diye besleyelim. Aman kim takar Allahın baykuşunu. Kuş işte. Zaten uğursuz da bir hayvan, böyle böyle popüler yaparız belki!

Türkiye’de her yıl onlarca baykuş, sebepsiz yere öldürülüyor. Vuruluyor, zehirleniyor, yuvaları bozulup, yavrularına el konuluyor. Haber alabildiğimiz küçücük bir yüzdede bunlar olurken, geri kalan yerlerde nasıl bir dram yaşanıyor fikrimiz bile olmuyor.

Antik Yunan’dan Roma’ya, Asya’dan Amerika’ya kadar baykuşlar kötü ruhları uzaklaştıran, umudun, cesaretin sembolü olarak görülürken, bizde sözde ölümle anılıyor.

Ölümle özdeşleşen tek bir canlı var bu gezegende, haberin yok!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s