Katil Baykuş (Michael Peterson Davası ve Baykuş Teorisi)

Gazetelerin 3.sayfa haberi gibi bir konu var bu hafta sizlere anlatmak istediğim. Oldukça sıradan görünen ama altını eşeledikçe hiç de öyle olmadığını gösteren bir mevzu. Aradan 16 yıl geçmiş olsa da, akıllarda hala soru işaretleri bırakan, bir cinayet meselesi.

9 Aralık 2001 günü, Amerika Birleşik Devletlerinin Kuzey Karolina eyaletinde, 911 acil durum hattına bir arama düştü. Aramayı yapan yazar Michael Peterson’dı. Telefonda, eşi Kathleen’i merdivenlerin dibinde bilinçsiz bir şekilde yatarken bulduğunu, basamaklardan aşağı yuvarlanmış olabileceğini söyledi. Polisler ve ambulans eve geldiğinde Kathleen’in cansız bedenini buldular. Michael olay olduğu sırada evin dışında olduğunu, içeri girdiğinde eşini bulduğunu, olaydan önceki birkaç saatte Kathleen’in çok fazla alkol aldığını ve diazepam adı verilen sakinleştirici ilaçlar kullandığını söyledi.

Olay derinlemesine araştırılmaya başlandı. Kathleen’den alınan kan örneklerinde alkol oranının 0.07 olduğu tespit edildi, yani Michael’ın ifadesindeki çok fazla alkol aldığı bilgisiyle tam anlamıyla örtüşmüyordu.  Yapılan otopside ise 48 yaşındaki kadının, gırtlak kemiğinin kırık olduğu ve kafasının üzerinden boynuna doğru uzanan, hafif ama sert bir cisimle açılmış 7 farklı yaranın olduğu bulundu. Otopsiye göre, kadının ölümünün temel sebebi bu yaralardan kaynaklı kan kaybıydı. Yaralar meydana geldikten yaklaşık 2 saat sonra hayatını kaybetmiş olmalıydı.

Adli tıp uzmanları, olay yerindeki kan izlerinin, merdivenden düşüş sırasında meydana gelmiş olduğunu açıkladılar. Ama polis müfettişleri kafadaki yaraların böyle bir düşüş ile oluşamayacağına karar verdi. Tüm bu olayların tam ortasında duran tek şüpheli ise yazar Michael Peterson’dı. Her ne kadar her fırsatta reddetse de, kısa süre sonracinayetle suçlandı ve yargılanmaya başlandı.

Akıllarda ise hala bu bir kaza mı yoksa bir cinayet mi sorusu dolanıyordu.

Yargı süreci devam ederken, işler karmaşık bir hal almaya başladı. Peterson’ın özel hayatı araştırılmaya başlanınca, medyada daha görünür hale gelmeye ve halkın dikkatini çekmeye başladı. Savcılık, Michael Peterson’ın eşcinsel bir hayat yaşadığını ve askerlik hizmetiyle ilgili yanlış beyanlarda bulunduğunu iddia etti. Eşinin, Michael’ın bu eşcinsel hayatını keşfettiğini ve evliliğini sona erdirmek istediğini ileri sürdü. Ortada ise Kathleen’in mirasçılarına kalacak 1.5 milyon dolarlık bir sigorta tazminatı duruyordu.

10 Ekim 2003 günü mahkeme kararını verdi. Michael Peterson’ı, eşi Kathleen’i planlayarak öldürmek suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırdı.

Herkes bu işin artık kapandığına ve Michael Peterson’ın katil olduğuna ikna olmuştu ki, 2009 yılında kimsenin beklemediği bir iddia ortaya atıldı.  İddianın sahibi Peterson ailesinin komşusu Lawrence Pollard’tı. Dava boyunca toplanan delil listesinde anlam veremediği iki şey gözüne çarpmıştı; birinci küçük bir sedir ağacı iğnesi, diğeri ise mikroskobik baykuş tüyleri!

İddia çok şaşırtıcıydı: Acaba katil, bir baykuş muydu?

“Baykuş Teorisi” olarak bilinen bu iddia, olaya bambaşka bir bakış açısı kazandırıyordu. Teoriye göre, Kathleen eve girmeden önce bir baykuşun saldırısına uğramıştı. Kafasındaki baykuş ayaklarına benzer düzendeki yara izleri ve vücudunda ve elinde bulunan sedir ağacının iğneleri böyle bir saldırı ihtimalini destekliyordu. Merdivendeki kan izlerinin yukarıdan aşağı değil de, aşağıdan yukarıya doğru damlamış olması, ayakkabısının üzerindeki ve bahçe kapısındaki kan izleri, kafasındaki yaraların evin dışında oluşmuş olduğunu ortaya koyuyordu.

İddiayı ortaya atan Pollard ve birkaç kuş bilimcinin araştırmalarına göre, böylesi yaraları meydana getiren ve Kathleen’in ölümüne yol açan bir baykuş olmalıydı. Özellikle de olayın gerçekleştiği Durham bölgesinde yaygın bir şekilde gözlemlenebilen ve insanlara saldırdığı vakaların sıklıkla meydana geldiği, Barred Owl yani Çizgili Baykuştu.

Çizgili Baykuş, Kuzey Amerika’da yayılım gösteren oldukça yaygın bir tür. Türkiye’de gözlemlenen Alaca Baykuş’a hem genetik olarak hem de fiziksel olarak oldukça benziyor. Bu kadar benzer oluşları sanırım davranışlarına da yansımış durumda. Çünkü Alaca Baykuş, ülkemizdeki baykuşlar arasında en saldırgan olanı diyebiliriz. Tabi ki sebepsiz yere değil. Özellikle üreme dönemlerinde, yuvalarındaki yavrularına yaklaşan tehditlere karşı oldukça agresif olabiliyorlar. Genelde saldırdıkları bölge ise kafa ve gözler. Avrupa’da bu kuşlar üzerine yapılan araştırmalar sırasında, birkaç araştırmacının gözlerini kaybettiği acı olaylar var.

Teorinin doğruluğunu ortaya koymak için yapılan araştırmalarda, kuş bilimciler, yaban hayatı uzmanları ve veteriner hekimlerin görüşleri böyle bir saldırının mümkün olabileceğini destekler nitelikteydi. Özellikle Çizgili Baykuşların, kendinden büyük avları yakalayabildiği ve insanlara saldırı vakalarının hiç de nadir bir durum olmadığını ortaya koydular.

Teori, mahkemeye sunuldu ve Michael Petterson’ın suçsuzluğunu ispatı olarak gösterildi. Ama mahkemeiddiayı kabul etmedi ve yeni bir dava açılmadı.

İddia’yı ortaya atanlar ise bu konuda oldukça ısrarcıydılar. Böyle bir saldırının, bir insanı öldürüp öldüremeyeceği üzerine deneyler yapılmaya başlandı.

Yapılan deneylerde, Kathleen Peterson boyutları ve ağırlığında maketlere, Çizgili Baykuş saldırıları canlandırıldı. Kathleen 54 kg ağırlığındaydı ve Çizgili baykuş bir saldırı sırasında 40 km’ye varan bir hızla avına yaklaşabiliyordu. Normal bir av sırasında, baykuş fare boyutlarındaki bir avına, farenin ağırlığının yaklaşık 150 katı bir güçle darbe indiriyordu. Ki bunu bir insan ölçülerinde düşündüğümüzde, yaklaşık 8 tonluk bir güç Kathleen’in kafasına indirilmişti.

Teoriye göre böylesi bir saldırı sonrasında, Kathleen kafasındaki kanamalara rağmen,yaşadığı şok içerisinde, merdivenlerden yukarı çıkmaya başlamış, ama almış olduğu alkol ve sakinleştirici hapların da etkisiyle kontrolünü kaybedip, merdivenlerden yuvarlanmıştı. Yani Kathleen merdivenlerden çıkmayı başarmış ve odasına gidebilmiş olsaydı, ölmemiş olabilirdi.

Mahkeme dava sürecine tekrardan başladı. Baykuş teorisi, Michael Peterson’un suçsuzluğunu kanıtlamıyordu ama üzerine yeni iddialar ortaya atılmasını engelliyordu. Paralel yürütülen soruşturmalarda ise olay yerinden toplanan kan örneklerinin kasıtlı biçimde değiştirildiği ve delillere yanıltıcı unsurlar eklendiği gibi çeşitli entrikaların döndüğü ortaya çıkarıldı.

16 Aralık 2011 günü, Michael Peterson 300 bin dolarlık kefalet bedeliyle hapishaneden çıkarılarak, ev hapsine alındı.

24 Şubat 2017’de ise mahkeme nihai kararını verdi. Amerika Birleşik Devletlerinin hukuk sistemine özgü olan Alford savunması adı verilen bir sistem sayesinde, dava son dönemece girdi. Bu sisteme göre suçlunun suçunu kanıtlamaya yetecek kadar delilin olduğu ancak suçlunun suçu işlediğini kabul etmeyişi durumunda, hâkim ya da jüriyi ikna edebiliyor olması esas alınıyordu. Sonuçta mahkeme Peterson’a 86 ay hapis cezası verdi. Hali hazırda 10 yıldır tutuklu oluşunu da göz önünde bulundurarak tahliyesi gerçekleştirildi.

Geride kalan 16 yılın ardından, dava kesin bir şekilde sonuçlanmıştı. Cinayet davası olarak başlayan bu kafa karıştırıcı olay, dünya çapında bilinen büyük bir gizem haline dönüştü. Üzerine filmler, belgeseller çekildi. Netflix tarafından hazırlanan 13 bölümlük bir mini dizi bile yapıldı.

Ama bu cinayet hikâyesi hiçbir zaman tam olarak aydınlatılamadı. Michael Peterson, hiçbir zaman suçlu olduğunu kabul etmedi. Mahkeme nihai karar vermiş olsa da akıllardaki soru işaretleri hiçbir zaman tam olarak cevaplandırılamadı.

En önemli soru ise oracıkta hala duruyordu: katil, baykuş muydu?

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s