Büyük Ustalar (Ağaçlarda Bir Yaşam)

Burnunuzu kullanarak bir ağaçta delik açmayı denediniz mi hiç?

Ya da yemeğinizi sadece dilinizi kullanarak kuytu köşelerde aramayı? Hani şu eskilerin yoğurt içinde altın aradıkları oyunlar gibi

Ellerini kullanabilen bir canlı olarak, hiçbirimizin böyle şeyler denemiş olduğunu sanmıyorum zaten.

Peki, o ellerle yapabilir miyiz aynısını? Bir ağaç gövdesini bükebilir miyiz? Tamam gövdesi biraz fazla oldu, ortancasından bir dal olsun. Yeter mi gücümüz? Ya da bir sınırlama koymayalım da hangi uzuvunuz müsaitse onu kullanın. Kafa göz, bacak dalın gitsin.

Pek mümkün gibi gözükmüyor.

Tamam ama ağaçlardaki bu kocaman delikler kimin işi? Gizli gizli birileri mi çalışıyor?

Sesi duyuyor musunuz? Derinlerden tıklamalar geliyor. Büyük ustalar iş başında.

Dünyanın daha güzel bir yer olduğu vakitlerde, evlerimizi sarmalayan birbirinden güzel mobilyalar, kullandığımız kap kacak, hatta evlerin bizzat kendisi ağaçtan imal edilirmiş. Büyük ustaların, büyük marifetinin bir sonucuymuş elbette. Evinizin bir köşesinde duran şu eski çeyiz sandıklarına bir bakın isterseniz, ne kadar müthiş bir sanat çıkmış ortaya.

Benim bahsettiğim ağaç ustaları ise biraz farklı. Belki o mobilyaları, evleri yapan ustalara bile ilham vermiş olabilirler geçmişte bir yerlerde. Doğanın tam içinde, ağaçlara şekil veren büyük ustalar. Onlar Ağaçkakanlar!

Ağaçkakanları bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Ne de olsa ismiyle müstesna, ne yaptığı çok belli bir kuş; ağaç kakıyor. Bir dönemin çizgi filmi “Ağaçkakan Woody”in bir etkisi de olabilir tabi bu bilinirliğinde. Ama çevremdeki insanlarla konuştuğumda nasıl bir şekli şemali vardır pek de bilgi sahibi değiller. Zihinlerde kelime anlamıyla çok iyi bilenen ama içerisi biraz boş kalmış bir kuş.

Ağaçkakanlar, ağaçlarla özdeşleşmiş ve bu ağaçlar üzerinde yaşamaya adapte olmuş bir canlı. Yaşadıkları coğrafya ve türlerine göre, ağaçla olan ilişki düzeyi değişiklik gösterebiliyor ama ne olursa olsun; her biri, ağaçlarla oldukça içli dışlı.

Türkiye’de toplam 9 tür ağaçkakan yaşıyor. Bunlar kabaca 4 grup içerisinde toplanıyor. Kara Ağaçkakan bunların ilki. Sadece Türkiye’deki değil, dünya üzerindeki en büyük ağaçkakanlardan biri. Yaklaşık olarak bir karga boyutunda. Polonya’da katıldığım bir çalışmada oldukça yakından gözlemleme şansım olmuştu, gerçekten de çok büyük bir kuş. Çoğunlukla yaşlı ormanları tercih ediyor ve tipik bir bebek ağlaması sesine sahip. Diğer ağaçkakanlara oranla gözlemlenmesi daha zor bir tür.

Diğer iki türümüz ise Yeşil Ağaçkakan ve Küçük Yeşil Ağaçkakan. Bu türler de yaşlı ormanları tercih ediyorlar. Yeşil Ağaçkakan, vaktinin büyük bir kısmını yerde karıncalarla beslenerek geçiriyor. Küçük Yeşil Ağaçkakan da benzer şekilde karıncalarla besleniyor ama yerde Yeşil Ağaçkakan kadar vakit geçirmiyor. Yeşil Ağaçkakan daha yaygın bir tür iken, Küçük Yeşil Ağaçkakan’ın Türkiye’deki yaşam alanı daha sınırlı.

Diğer ağaçkakanlar ise birbirlerine oldukça benziyor. Birbirlerinin minyatürü diyorum ben bunlara. Sanki konsantre bir tane varmış da su kattıkça büyümüşler J Ak Sırtlı Ağaçkakan, Alaca Ağaçkakan, Orman Ağaçkakanı, Ortanca Ağaçkakan, ve Küçük Ağaçkakan ülkemizdeki siyah-beyaz ağaçkakanlar. Temelde boyutları, sırtlarındaki ve kuyruklarındaki beyaz tüylerin dağılımı ile birbirlerinden ayırt edilebiliyorlar. Ak sırtlı Ağaçkakan dışında diğer türleri, parklarda, bahçelerde, korularda görmek mümkün. Ak sırtlı Ağaçkakan ise daha lokal bölgelerde yaşamını sürdürüyor.

Son ağaçkakan türü ise Boyunçeviren. Diğer ağaçkakanlardan biraz farklı. Göç eden tek ağaçkakan türü. Çoğunlukla yerde karıncalarla besleniyor. Diğer türler gibi gagasıyla ağaçlarda delikler açmıyor ama yuvasını yine de ağaçlardaki deliklere yapıyor. Boyunçeviren ile ilgili en ilginç özellik, bir tehdit algıladığında boynunu bir yılan gibi çevirmeye başlaması. İsmi de buradan geliyor zaten. Doğal ortamında böyle bir davranış sergiliyor mu bilmiyorum ama bilimsel araştırmalar sırasında bu hareketi rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Ağaçkakanların, ağaçlara uyum sağlamış bir yaşamlarının olması, yemek ve barınma gibi iki temel ihtiyacı da ağaçlardan sağlamalarına sebep olmuş. Ama nasıl olacak bu iş? Ağaç gövdesi gibi oldukça zor bir malzemeden yemek bulmak ya da gövdeye yuva yapmak hiç de kolay şeyler değil!

Biraz marifet gerektiren bir iş!

Emek olmadan yemek olmuyor misali, ağaçkakanlar ellerindeki malzemeyi işlemeye başlıyorlar. Ağacı “kakmak” mevzusu da aslında buradan geliyor. Böylesi bir işte kullanmalarını sağlayan inanılmaz özelliklere sahip vücut yapıları var.

Bu yapıların en önemlisi gagaları. Ağaçkakanlar, ağaç üzerindeki her bir işi yapabilmelerini sağlayan çok güçlü bir gaga yapısına sahipler. Tek bir saniyede 20, bir günde ise 10.000’den fazla kez ağaca darbeler indirerek, delikler açıyorlar. Her bir darbede ise 1000 G yani yerçekiminin 1000 katı kadar bir güç uyguluyorlar. Bir araba kazası geçirdiğinizde ortalama 50 ila 100 G’ye maruz kaldığınızı göz önünde bulundurursanız, nasıl büyük bir güçten bahsettiğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Peki nasıl oluyor da böylesine büyük bir gücü uygularken, bir beyin sarsıntısı geçirmiyorlar? Kafanızı şöyle tutup bir duvara vurmaya çalışın bakalım. Yok vazgeçtim denemeyin. Anladınız siz mevzuyu. Büyük bir güç!

Yapılan araştırmalara göre, ağaçkakanları onca gaga darbesine rağmen hala sağlıklı kalmalarını sağlayan çok çeşitli özellikler bulunmuş. Her bir özellik diğerleriyle eş zamanlı çalıştığı için de, ağaçkakanları olası bir beyin sarsıntısından kurtarıyor.

Gaga ucundan başlayalım. Ağaçkakanların gagaları alt ve üst parçaları birbiriyle tam olarak örtüşmeyen asimetrik bir yapıya sahip. Bu asimetrik yapı, ağaca vurulan her bir gaga darbesinin yarattığı tepkiyi vücuda aktarmadan önce, bir miktar absorbe ediyor. Bu sayede vücudun geri kalanına daha az güç iletiliyor.

Arkaya doğru devam ettiğimizde kafatasına ulaşıyoruz. Beyni koruyan kafatası; sert, yatsı ve sünger gibi gözenekli bir kemik yapısına sahip. Gaganın aktardığı güce karşı hem beyni koruyacak kadar güçlü hem de emici bir özellik gösteriyor.

Gelelim kafatasının içine. Beyin yapısı da bu gücü en aza indirgemek için evrilmiş. Ağaçkakanların beyni, biz insanların yatay duran beyinlerinin aksine, dik duran bir yapıya sahip. Bu sayede, her bir darbede beyin ön tarafa doğru bir yönelim gösterse de, basınç geniş bir düzeyde dağılıyor. Topuklu ayakkabı, düz ayakkabı örneğindeki mevzu gibi.

Kafatası ve beyin arasındaki diğer bir uyum ise, aralarındaki boşluk. Biz insanlarda beyin, kafatası içerisinde bir nevi yüzüyor. Kafanızı şöyle sağa sola sallarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ağaçkakanlarda ise bu durum tam tersi. Beyin ve kafatası arasındaki boşluk minimum düzeyde. Bu sayede beyin kafatası içerisinde daha sabit durabiliyor.

Kafatasındaki son sistem ise dil kemiği. Ağaçkakanlar, neredeyse gagalarının üç katı uzunluğa varan bir dile sahipler. Bu sayede ağaçta açtıkları deliklere dillerini sokarak derinlerdeki böceklere ulaşabiliyorlar. Dil bu kadar uzun olunca, içeri çektiğinde durması gereken bir yer lazım. Hyoid adı verilen dil kemiği, bu dilin saklanmasını sağlıyor ve neredeyse bütün kafatasını sarmalıyor. Bu yapı aynı zamanda, gaga darbelerinin etkisini azaltan bir emniyet kemeri görüyor.

Bunların dışında kafatasını gövdeye bağlayan çok güçlü boyun kaslarına sahip. Bu kaslar hem böylesine güçlü gaga darbeleri vurmasını sağlıyor hem de bu darbeler sonucu oluşan güce karşı bir yastık görevi görüyor. Son gizli silah ise, gözlere gizlenmiş. Oluşan böylesi bir basınç, normal şartlarda gözlerin yerlerinden fırlamasına sebep olabilir. Bu yüzden ağaçkakanlar üçüncü bir göz kapağına sahipler. Bir nevi iş gözlüğü J

Gaga darbeleri işini hallettik ama bir ağaçkakan için çok önemli bir soru daha çıkıyor ortaya: Bu ağaçlar üzerinde nasıl dikine durabileceğim?

Ağaçlarda geçen bir yaşam, ağaçkakanların ayak ve kuyruk yapılarının diğer kuşlardan farklı özellikler kazanmalarına sebep olmuş. Ayakları, diğer kuş türlerinin, önde 3 arkada 1 parmak olan yapılarının aksine, önde 2 arkada 2 parmak şeklinde gelişmiş. Bu sayede ağaç gövdeleri üzerinde daha rahat tutunup, daha iyi hareket edebiliyor. Kuyruk yapısı da bu hareketi destekler bir görev almış. Hem kuyruk tüylerinin kendisi, hem de tüy köklerinin güçlü yapısı, ağaçkakanının ağaç üzerindeki hareketleri sırasında dengeleyici  bir iş görüyor. Bu da bir nevi emniyet halatı yani.

Ağaçlar üzerindeki bir yaşam, üreme ve alan savunması gibi iki önemli konuda da kendini göstermiş. Ağaçkakanlar, teknik olarak ötebiliyor olmalarına rağmen, ağaçlara tıklatarak ses çıkarmayı tercih ediyorlar. Bu tıklatmayı hem diğer kuşlara karşı alanlarını savunmak, hem de üreme döneminde karşı cinsi etkilemek için kullanıyorlar.

Doğa, Ağaçkakanlar gibi binlerce ustayı barındırıyor.

Ve bu Büyük Ustalar, yüz binlerce yıldır doğaya şekil veriyorlar. Ormanlarda yaşıyor, denizlerde besleniyor, semalarımızı dolduruyorlar. Ama yine de tek bir orman yok olmuyor, tek bir deniz çöp havuzuna dönüşmüyor, gökyüzü hiçbir zaman kapkara dumanlarla kaplanmıyor.

Baltayı eline alanlar kendini usta sanıyor ama, mezar taşının yanına bir ağaç dikmek sevap sayılıyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s