İnsanlığın Sonu (İklim Değişikliği ve Küresel Isınma Kavramlarına Bir Bakış)

Acaba öldük de haberimiz mi yok? Cehennem denilen şey, an itibariyle dünyada yaşanıyor da, biz hala kıyameti mi bekliyoruz?

Küresel ısınıyoruz, yanıyoruz kavruluyoruz, daha da yanacağız, daha da kavrulacağız diye bangır bangır bağırıyor bilim insanları da, bizler görmezden mi geliyoruz yoksa?

Sahiden nedir bu küresel ısınma muhabbeti? Tutturdu birileri, yok efenim buzullar eriyor, kutup ayıları ölüyor, iklim değişiyor falan filan. Kime inanacağız? Televizyonu açıyorum, bir numara olma yolunda ilerliyoruz diyorlar, bizi kıskanıyorlar diyorlar. Hiç ısınıyoruz falan demiyorlar. Acaba tüm dünya ölüyor bitiyor da, buraları cam fanus içine mi aldılar?

Dostlar, insanlar, sevgili dünyalılar, gelin birlikte bir 10 dakika şu gezegenin ne derdi varmış bir dinleyelim. Çektiği acılara, göremeyeceği güzel günlere bir göz atalım.

Anlayalım, içselleştirelim, bize düşen sorumluluklar neler, gelin birlikte öğrenelim.

İklim, en kısa ve öz anlamıyla dünyanın herhangi bir noktasında çok uzun yıllar içerisinde gerçekleşen hava olaylarının ortalamasını ifade ediyor bizlere.

İklim değişikliği de, adından anlaşılabileceği gibi bu ortalamaların değişikliğe uğraması anlamına geliyor.

Yani, alışık olduğumuz denize girilen yazlar, kartopu oynanan kışlar gözle görülür değişimler yaşamaya başlıyor.

Peki nasıl oluyor da, iklim kendi kendine değişebiliyor?

Bu noktada, Türk halkının çok daha yaygın olarak bildiği “küresel ısınma” kavramı ortaya çıkıyor.

İnsanlık olarak nefes aldığımız her an, günlük yaşamımızda gerçekleştirdiğimiz hemen hemen her aktivite sonucunda, atmosfere sera gazları denilen gazları salıyoruz. Bu gazlar, sera denilen yapı içerisindeki camların ya da plastik kaplamanın yarattığı etkiyi yarattığı için sera gazı olarak adlandırılıyor. Yani güneşin ışınları içeri geçiriyor ama yansıyıp geri dönen ışınları engelliyor. Sonuçta normalden çok daha fazla güneş ışını, sera içerisinde hapsoluyor ve sıcaklık artmaya başlıyor.

Buraya kadar bir sıkıntı yok, neticede milyonlarca yıldır canlılar bu gezegende nefes alıp veriyor, iklim falan değişmiyor. Sıkıntı insanların, geçen milyonlarca yılda hiç olmadığı kadar sera gazını son 100-150 yıl gibi çok kısa bir sürede atmosfere salmaya başlaması.

Tahmin edebileceğiniz gibi bu sera gazlarının kökeni, fosil yakıtlar. Yani tarih öncesinde yaşamış devasa ağaçların, hayvanların ve diğer tüm canlıların toprak altında sıkışıp kalmış cesetleri.

İnsanlık sanayi devrimi diye bir şey bulup, kömürle başlayan bir fosil yakıt tüketimine kaymaya başladığı an, aslında sonun başlangıcı yaşanıyor. Durmak bilmeyen sanayileşme, tüm dünyayı kaplıyor ve günümüze kadar ulaşıyor. İçinde bulunduğum bu oda, beni kayda alan kamera, şuan elinizde tuttuğunuz cep telefonunuz ya da içerisinde yolculuk ettiğiniz otobüs, metro ya da kendi aracınız her an ya fosil yakıt tüketiyor yada fosil yakıtların işlenmesiyle elde edilmiş durumda. Sonuçta aynı seralarda olduğu gibi, saldığımız onca sera gazları atmosferde hapsoluyor ve dünyanın daha sıcak bir yer olmasına sebep oluyor, yani küresel ısınıyoruz.

Tabi bu küresel ısınma olayı, sadece hava sıcaklığı artıyor anlamına gelmiyor. Dünya üzerindeki doğal sistemlerin, birbiriyle olan inanılmaz bağlantıları, kimsenin tahmin edemediği sonuçlar ortaya çıkarıyor. Milyonlarca yıllık buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, bir yerlerde sel basarken, diğer yerlerde kuraklık yaşanabiliyor, iklimler değişiyor, hiç alışık olmadığımız afetler sarıyor dört bir yanımızı. Gezegenin düzenini alt üst ediyor kısacası.

Kuşlar! Benim pek sevgili dostlarım.

Maalesef onlar da, yaşanan bu değişimlerden pek bir haberdarlar. Öyle ki, bu değişimlerin olumlu ya da olumsuz sonuçlarına da en yakından maruz kalan canlıların başında geliyorlar. Aslında bizler için erken uyarı sistemi gibiler, bir hastalığın erken teşhisi gibi.

Kuşlar, dünya üzerindeki en hareketli canlılardan. Kısa ya da uzun fark etmez, dünya üzerinde sürekli mesafe kat ediyorlar. Bazıları yaşadıkları nispeten ufak bölgelerde yer değiştiriyor, bazıları ise kıtalar aşıyor, denizler geçiyorlar. Biz insanların, fosil yakıt tüketmeden aşmayı pek beceremediği mesafeleri sadece kanatlarını kullanarak geçebiliyorlar.

Böylesine hareketli olmaları, farklı coğrafyalarda yaşanan değişimlere karşı daha hızlı reaksiyonlar vermelerine sebep oluyor. Örneğin bizler için Afrika kıtasında yaşanan su kıtlığı pek bir anlam ifade etmezken, göç etmeye hazırlanan bir Leylek sürüsü, bu kıtlık yüzünden telef olabiliyor.

Kış soğuğunu iliklerimize kadar hissettiğimiz günlerde, bizler evlerimizde doğalgazı körükleyip bir güzel içimizi ısıtırken, bu hiç beklenmedik soğuk hava, binlerce kuşun, hayatını kaybetmesine sebep olabiliyor.

570 kuş türü üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda, iklim değişikliğinin hem olumlu hem de olumsuz etkileri olduğu ortaya konulmuş. Bu türlerin %13’ü, iklim değişikliğiyle ortaya çıkan değişimleri bir avantaja çevirmiş. Örneğin sıcak iklimlere adapte olan kuşlar, kutup bölgelerinin ısınmasıyla birlikte dağılım alanlarını daha kuzeye doğru genişletmişler.

Ama aynı araştırmalar ortaya koymuş ki, kuşlar iklim değişikliğinin daha çok olumsuz etkilerine maruz kalıyorlar. 570 türün %24’ü, iklim değişikliğine olumsuz tepki vermiş. Toplam popülasyonları azalmış ya da dağılım alanları daralmış.

Deniz Papağanı yada Puffin, bu kuşlardan biri. Atlas Okyanusunun kuzey bölgelerinde yaşayan bu kuş, bu sulardaki büyük balık sürüleriyle besleniyor. Ama iklim değişikliyle okyanus sularının ısınması, bu balık sürülerinin daha kuzeye hareket etmesine sebep olmuş. Deniz Papağanları da yemeklerinin peşinde ya daha kuzeye doğru hareket etmiş ya da yavrularını besleyecek yeterli besin bulamadıkları için popülasyon kaybı yaşamış. Avrupa’daki Deniz Papağanı nüfusu, geride kalan 3 nesilde, toplam nüfuslarının %50’si kaybetmiş durumda.

Olumsuz etkiler sadece yaşam alanlarının daralmasıyla sınırlı değil. Biz insanlar zaman algımızı, saatlerle ve takvimlerle sınırlamış olsak da, doğanın başka bir saati var. Ve bu saat çoğunlukla iklimsel değişimleri temel alarak ortaya çıkıyor. Ne zaman göç etmeye başlayayım, ne zaman çiftleşeyim, ne zaman yumurtlayayım, bunlar hep iklimsel değişimlere bağlı alınan kararlar. Göçmen kuşlar, iklimsel değişimlere sıkı sıkıya bağlı canlılardan. Kır kırlangıçları örneğin. Afrika’daki kışlama alanlarında baharın gelmeye başladığını sezip yola koyuluyorlar. Uzun bir yolculuğun ardından üreyecekleri yuvalarına varıyor, çiftleşiyor ve yumurta bırakıyorlar. Yavrular yumurtadan çıkıyor ama bir sorun var: Yavruları besleyecekleri yusufçuklar, kelebekler, uçuşan böcekler ortalarda yok?

Kırlangıçlar, yüz binlerce yıldır yaptıkları gibi, iklimsel değişimlerin verdiği mesajları takip ederek göçe başladılar ama yanıldılar. Çünkü iklim artık değişti. Geldikleri yerlerde, bekledikleri şartlar aynı değil artık. Kelebekler kozalarından çıkmadı, yusufçuklar yumurtasını patlatmadı. İklim, kırlangıcı bu kez yanılttı. Elinden gelen her şeyi yaptı ama yuvadaki yavruların sadece yarısını besleyecek kadar besin bulabildi. Çabalarının yarısı boşa gitti.

İnanır mısınız, buraya kadar yaşananlar hiçbir şey. Daha fenaları var.

Ayaklarınızın altından toprağı çekip alalım mı?

İçinize çektiğiniz havayı da biraz kısalım ne dersiniz?

Ne kaldı geride? Yaşayabilecek bir yeriniz kalmadıktan sonra, yaşamak mümkün mü?

İklim değişikliğinin en olumsuz etkilerinden biri de maalesef yaşam alanlarının yok olması.

Hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda Kiribati ülkesinden bahsetmiştim sizlere. Bayrağında okyanus dalgaları vardı. Güneş batarken, bir Fırkateyn kuşu uçuyordu üzerinden. İşte o kuş uçamayacak bir daha. Yaşadıkları okyanus adalarının hemen hemen tamamı, suların altında kalacak çünkü. Tıpkı aynı adaları paylaştıkları insanlar gibi.

Tabi, her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran biz insanlar, çözüm için adım atmaya başlamazsak.

Ne demiş eskiler, hatanın neresinden dönülse kârdır. Hemen şuan atacağımız ufak adımlar, yaptığımız hataları telafi etmemizi sağlayabilir. Evlerimizdeki kullanmadığımız ışıkları söndürerek, daha az hayvansal besin tüketerek, daha fazla yürüyerek, özel araçlarımız yerine toplu taşımayı tercih ederek, yenisini almaktansa takas ederek ve atıklarımızı geri dönüştürerek değişim yaratmaya başlayabiliriz.

Gezegenimiz, milyonlarca yıldır, sayısız canlıya ev sahipliği yaptı. Eminim ki hiçbir canlı, insanlık gibi ortaya atılıp bu gezegen benim ve onu dibine kadar sömüreceğim demedi. Böylesi bir egoyu, böylesi bir burnu büyüklüğü insan dışında hiçbir canlı göstermedi.

Ama artık durma vakti.

Hata yaptığını kabul etmenin vakti.

Değişim için adım atma, gelecek için umutlanma vakti.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s