Beşiktaş’ın Büyük Sırrı (Ihlamurdere – VLOG)

Merhaba,

Bugün sizler için yeni bir keşif yapmaya geldim, daha doğrusu kendim için bir keşif yapmaya geldim. Sizi de buna ortak ediyorum. Şuan da bulunduğum yeri bilmiyorum tahmin edenleriniz var mı? Oldukça yeşil bir alan. Ihlamur ağaçlarının yoğun olarak bulunduğu bir alan. Tabi İstanbul dışında beni takip edenleriniz varsa bilemeyeceklerdir ama İstanbul’da olanlar belki burayı biliyordur.Burası İstanbul’un Beşiktaş semtinde bulunan bir müze, Ihlamur Kasrı adıyla bilinen bir müze. Burası yaklaşık olarak bundan 250 yıl önce III.Ahmet’in 1700’lü yıllarda ilgisiyle başlayan bir alan. O zamanlar III.Ahmet bu alanı, dinlenme yeri, av köşkü gibi amaçlarla kullanıyormuş. Birkaç küçük yapı varmış burada falan. Ama gelgelelim 1850’li yıllara geldiğimizde ancak Abdülmecit tarafından burası, tam anlamıyla şuan ki duruma, şuan ki haline gelmiş.

Gelelim şimdi, bu hikayeyi anlatmamın temel sebebi, Ihlamur Kasırları böyle bir yerdir, şöyle şöyle güzel bir yerdir demek değil. Aslında Ihlamur Kasrıyla başlayan bir hikaye var bugün anlatmak istediğim sizlere. Aslında bir yok oluşun hikayesi. Ihlamur Kasrı da bunun başlangıç noktası gibi geldi bana çünkü ismiyle müstesna bir yer.

Şu gördüğünüz mekan, Ihlamur Kasırlarının, iki tane kasır var burada, bu ana binası bu. Temelde Ihlamur Kasrı dediğinizde bu bina akla geliyor. Burası müze olarak kullanılıyor şuan. İçerisinde ne var bilmiyorum, girmek istemedim. Birde şurada bir bina daha var kullanılan. Şuan bulunduğum yer, Yıldız ve Nişantaşı tepelerinin arasında bulunan bir vadi aslında.

Yıldız şu bölgede bulunan bir tepe, Yıldız Sarayının olduğu yer. Tam arkamda yükselen tepe de Nişantaşı tepesi. Arası bir vadi burasının. Yani bir vadiymiş, hala vadi ama binalardan yüzünü görebilirsiniz. Dediğim gibi o zamanlarda, 1850’li yıllarda Abdülmecit bu kasrı yaptırdığında, temel derdi, burasının doğayla iç içe bir yer olmasıymış. Bu sebepten bir kasır yaptırmış. Çünkü bu vadinin tamamı mesire yeri olarak biliniyormuş. Mesire yeri, yani buraya insanlar dinlenmeye, gezmeye, piknik yapmaya falan geliyorlarmış. Bu da demektir ki, burası böyle yoğun ağaçların, doğal bitki örtüsünün, doğanın var olduğu yerlerden biriymiş. Gelgelelim aradan geçen 150 yılın ardından, sadece binaların yani kasırların yüzü suyu hürmetine hayatta kalmayı başarmış bir yer. Eminim ki, şuandaki ağaçlar da, eğer bu kasırlar olmasıydı, çoktan diğer ağaçlarının kaderini yaşamış olacaktı.

Dediğim gibi bu hikayenin başlangıç noktası. Burası Ihlamur Kasırları yani Ihlamur ağaçlarının bolca bulunduğu güzelce bir bahçe. Peki nerden geliyor bu olay? Neden burası tercih edilmiş. Çünkü burası bir vadi olması sebebiyle ortasından dere geçen bir yermiş,  yani dere geçiyor buradan sonuçta burası bir vadi. Buradan bir su akıyor. Bu derenin adı da Ihlamurderesi. Şuan Beşiktaş’taki ana caddelerden birinin adını da taşıyor aslında. Ki zaten bu hikaye fikrinin ortaya çıkması da buradan kaynaklı. Çünkü o caddeyi sıklıkla kullanıyorum ve bu yüzden de hep aklıma bu Ihlamurderesi nedir, nereden geliyor diye düşünüyordum ki fark ettim, Ihlamurderesi caddesi aslında gerçekten de bir Ihlamurderesiymiş. Bende şimdi sizlere o Ihlamurderesinin izlediği yolu, nerelere gittiğini ve aslından bundan 150 yıl önce ne kadar harika bir yer olduğunun ufak bir hikayesini anlatacağım.

Şimdi gelelim işin asıl kısmına yani Ihlamurderesine. Oldukça fazla gürültü olabilir, bunun için özür diliyorum, çok fazla trafik var çünkü.

Şuanda yürüdüğüm yol, aslında Ihlamurderesi denilen o derenin, eski bir kalıntısı çünkü, bırakın artık dereyi görmek burada, burada derenin olduğunu hatırlayanlar bile yok. O derece uzun zaman önce burasını tarihe gömmüşler.

Ne olmuş peki? Aslında hikaye şundan ibaret. Burası dediğim gibi güzel bir vadi, bu vadide bir dere akıyor, padişah zamanında burasını çok güzel bulduğu için, hoşuna gittiği için, bu alana bir kasır yaptırıyor, bina diktiriyor. Ki burada hala bir vaha gibi gözüküyor bakabilirsiniz.

Sonra gelgelelim, dünya değişiyor, şehirler büyüyor ve insanlar şehirlere göç etmeye başlıyorlar. Yeni insanlar geliyor. Daha fazla insan, daha fazla ev ihtiyacı. Özellikle bu 60’larda 70’lerde İstanbul’da artan göç, Beşiktaş gibi bir semtin de hızla şehirleşmesine sebep oluyor.

İlk olarak 1950’li yıllarda,bu Ihlamurderesini yani şuanda gördüğünüz bu caddenin olduğu yerde bir zamanlar akan derenin yatağı, caddenin altına alınmaya başlanıyor. Öncesinde bir kısmı alınıyor, daha sonra da 70’li yıllara geldiğimizde, tamamıyla bu dere, caddenin altından geçen büyük kanallara aktarılıyor ve Ihlamurderesi ortadan kalkıyor.

Kaybolan sadece Ihlamurderesi değil, bununla birlikte bu vadinin tamamı kayboldu dediğim gibi. Bu vadide önceki senelerde, yani bundan yaklaşık 150 yıl öncesinden bahsediyorum, yeşil ağaçlarla dolu bir alandı. Şuan sadece ufak ufak birkaç tane yeşillik görüyorsunuzdur evlerin önünde kalmış, onun dışında her yer binalarla sarılmış. Bu vadinin sağında ve solunda kalan tepelere yayılmış bostanlar olduğunu biliyoruz. İnsanlar burada tarım yapıyorlarmış. Şuan İstanbul’da tarım yapılan yer kalmadı sanırım bildiğim kadarıyla. Düşünün işte ne kadar güzel bir yermiş burası.

Geçen yılların ardından, bostanlar da aynı Ihlamurderesi gibi sadece tabelalarda kalmış. Bostanüstü sokak örneğin, şu tabelada görebileceğiz gibi, Ihlamurderesiyle aynı kaderi paylaşıyor.

Dediğim gibi Ihlamurderesi artık yok, geride kalan yılların ardından, İstanbul değil sadece, dünya’nın birçok noktasında kaybolan yüz binlerce doğal hazine gibi o da kendini kaybetti. Kaybetmek zorunda bıraktırıldı. Artık Ihlamurderesi bundan sonra olmayacak..

Şimdi son bir noktaya gideceğiz. Ihlamurderesi ortadan kalktı ama hala aktığını biliyoruz çünkü yer altına alındı. Yani dışarıdan bir dere kalmadı, yer altına alınmasına da artık dere anlamını taşır mı bilmiyorum ama işte caddenin altından kanallardan akan bir su denize hala ulaşıyor. Şimdi de o döküldüğü yere ve bu yıkıma rağmen hala nasıl canlılara hayat verebildiğini görebilmek için Beşiktaş sahiline iniyoruz.

Gelelim işin son noktasına, derenin denize döküldüğü yere. Ihlamurderesi, bütün bir caddenin altından akaraktan, boruların içerisinden nihayetinde deniz ulaşıyor Beşiktaş sahilinden.

Umarım yağmur başlamadan bitiririz bu videoyu.

Beşiktaş sahilinde aslında kimsenin fark etmediği ufacık bir açıklıktan, biraz sonra yağacak o yağmur suları denizle buluşacak. Burası tam olarak orası, gördüğünüz gibi bu açıklık, şöyle kokmaya başladı bile. Burası, Ihlamurderesinin denizle buluştuğu nokta. Burada bitiyor her şey. Yüzlerce yıldır akan bir dere, şuan sadece borularının içerisinden akmaya ve hayatta kalmaya çabalıyor.

Hayatta kalmış mı o kısmı tartışılır, ben artık çok canlı bir şey olduğunu sanmıyorum. Ona rağmen, sanmıyor olmama rağmen, hala canlıların burada yaşıyor olması apayrı ilginç bir konu. Çok rüzgar geliyor olabilir. Çünkü geçtiğimiz günlerde buralarda dolanırken gördüğüm güzellik aslında bana burada hala canlıların yaşayabiliyor olduğunu gösterdi. Burada, daha önce hiç görmediğim Su Samuru gibi bir memeliyi, burada bizzat kendi gözlerimle, ağzında kocaman bir balıkla bu dere ağzına girip çıkarken görme şansım oldu. Ki bu benim için bir şans, aynı zamanda bence hala derenin hayatta kalması için de bir şans. Yani o kadar soyutlanmasına, kendisinin işte boruların içerisine alınmasına, çevresindeki bütün bostanların, ormanların, ağaçların yıkılmasına rağmen hala hayatta kalmaya çabalayan bir dere var ve hala hayat vermeye çabalayan bir dere var. Keşke bir ağaç da buraya dikilen binalar kadar değerli olabilseydi, geri de kalan sadece o binalar değil, o ağaçlar da olabilseydi.

Hoşça kalın.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s