Kedicikler Masum mu?

Komik kedi videosu sevmeyen var mı aramızda?

Anlamsız davranışları, ilginç ve önceden kestiremediğimiz tepkileriyle dünya üzerindeki her bir bireyiistisnasız güldürmeyi başarıyorlar.

Oturup saatlerce izleyebiliyoruz. Yani sizi bilmem de, ben saatlerce izleyebiliyorum. Hatta favori komik kedi videosu listem bile var. Örneğin şu arkadaş

Kedicikbir paniğe kapılmış elbette, komik bir tarafı yok ama bol bol güldürüyor bizi.

Daha fenaları da var değil mi? Sağına soluna salatalık koyup, hayvanı korkudan zıplatanlar; yüzüne, kuyruğuna bir şeyler yapıştıranlar, bir sesle ya da bir objeyle kedicikleri ürkütenler.

Youtube’ta o kadar çok komik kedi videosu var ve o kadar çok izleniyorlar ki, senin gibi youtube kullanıcıları bu hikayenin geri kalanını izlemektense, yan tarafta beliren komik kedi videolarına dalıp gidiyor.

Bilgisayarının üzerine oturmuş kedilerinin fotoğraflarını paylaşanlar, kahve kitap ve kedi üçlemesiyle elit duruşlarına bir kat daha elitizm katanlar her geçen dakika ivme kazanıyor.

Bütün sosyal medya araçları ya kedilerin bizzat kendisiyle yıkılıyor, ya da kediciklerin “iç yüzlerini” anlatan videolarla dolup taşıyor. Türkiye yıllardır kedicikle yatıyor, kedicikle kalkıyor.

Peki bunca miyavlamanın arasında, gerçek kediler hakkında ne biliyoruz? Gülmekten yerlere yattığımız bu pek sevimli ve insanların yakın dostu canlılar, o kadar masum mu?

Sokaklarımızda, parklarımızda,evlerimizde. Kediler aslında günlük yaşamamızın her bir noktasında. Özellikle Türkiye gibi sokak hayvanlarının kontrolü ve sahiplenme gibi konularda oldukça başarısız bir ülkede, kediler en az kuşlar kadar hayatımızın içinde. Kuşlar hak ettikleri ilgiyi göremiyorlar belki ama, kediler ve benzer şekilde köpekler, insanların vicdanına hitap etmeyi başarmış hayvanlardan. Kapımızın önüne bir tas koyarak, biraz mama bırakarak hayatlarını kolaylaştırabiliriz.

Zaman zaman ülkenin farklı köşelerinden katliam niteliğinde haberlere de denk geliyoruz. İnsanlık kavramından oldukça uzak iki ayaklıların, bu canlılara karşı yaptığı kötülükler toplumsal olarak kediler ve köpeklere karşı korumacı tavrımızı daha da güçlendiriyor. Tam anlamıyla sahiplenmeye başlıyoruz.

Gelgelelim kalıcı çözümler üretmek konusunda yine yetersiz kalıyoruz ama son yıllarda artan bu korumacı yaklaşım bence fazlasıyla önem taşıyan, artarak ve genişleyerek devam etmesi gereken bir erdem.

Böylesine içli dışlı bir ilişkimiz olsa da kedilerle, pek yakından tanıdığımız söylenemez kendilerini.  Örneğin  kökenleri hakkında neler biliyoruz?

Renk renk, desen desen olsalar da, evcilleşmiş ve etrafımızı sarmalasalar da, kedilerin kökeni yine doğanın kendisinde saklı. Latincesi Felis silvestris olan Yaban Kedisi, evcil kedilerin atası niteliğinde. Avrupa’dan Afrika’ya ve Asya’ya kadar yayılım gösteren bu canlı, bulunduğu coğrafyalarda farklı alttürlere ayrılmış durumda. Evcilleşmiş kedilerin tam olarak hangi alttürden ortaya çıktığı hakkında ise kesin bir görüş birliği yok.

Yaban Kedisi, Türkiye’de de gözlemlenebilen bir tür ama evcil kediler gibi kolaylıkla görebileceğiniz bir canlı değil. Gelişmiş koku olma duyusu sayesinde, tehditleri çok erken tespit edebilen ve çok iyi gizlenen bir canlı. Hani olur da, bir doğa gözlemenizde denk gelirseniz bir Yaban Kedisini ayırt etmenin en kolay yolu,kuyruğu. Evcil kedilerin aksine, uç kısmına doğru kalınlaşan bir kuyruğu var. Kuyrukta 3 ila 5 siyah halka bulunuyor ve son halka kuyruk ucunu tamamen kaplıyor.

Kökenive akraba türleri hakkında daha derinlere gidersek, karşımıza Karakulak, Vaşak, Saz kedisi ve Anadolu leoparı gibitürler çıkacak ama bu başka bir hikayenin konusu. Sanmayın ki, belgesellerde izlediğiniz ceylan yakalayan, domuz avlayan büyük kediler sadece Afrika’da yaşıyor. Yanı başımızda nasıl bir aksiyon yaşanıyor, haberiniz olsa dudaklarınız uçuklar!

Evcil kedilerin, evcilleşmiş olması, atalarından aldıkları özellikleri tamamiyle bırakmış oldukları anlamına gelmiyor. Şehir yaşamına ayak uydurmuş olabilirler, evlerimizde hayatı bizlerle paylaşıyor olabilirler, mamalarla besleniyor, camın önüne oturmuş sokaktan geçenleri izliyor olabilirler ama onlar hala bir kedi!

Kediler, ne kadar evcilleşmiş olsalar da, avlanma güdülerini kaybetmeyen canlılar. Komik kedi videolarının ortaya çıkmasının temel sebeplerinden biri de bu aslında. Farkındaysanız videolarda genellikle bir şeyi yakalamaya çalışıyorlar ya da bir yerden zıplıyorlar ya da bir yerlere saklanıyorlar. Aslında bir avcının davranışlarını sergiliyorlar.  Ne de olsa akrabaları doğal ortamlarında ortalığın tozunu attırıyorlar.

Tamam da bu avlanma güdülerinin kime ne zararı var? Hatta faydası bile var değil mi? Fareleri yakalıyorlar falan..

Bu mantıkla olaya bakan insanoğlu, kedilerin bu avlanma güdülerini, kendi yarattığı sorunun çözümü olarak görmüş ilk zamanlarda. Coğrafi keşiflerle yeni kıtalara yayılan insanlık, önce fareleri taşımış yanında farkında olmadan. Gemilerde saklanmış sıçanlar, ilk limanı bulduklarında karaya çıkmışlar. Okyanus adalarının birçoğuna yerleşip ortalığı alt üst etmişler, hastalıklar yaymışlar.

İnsanlık sorunun çözümünü kedilerde bulmuş. İstemeden getirdikleri farelerin karşısına kendi elleriyle kedileri getirip koymuş. Sonuç ne peki?

Her şey eline yüzüne bulaştırmak elbette. Fareleri yesin diye getirilen kediler, sadece fareleri değil neyi bulurlarsa onu avlamaya başlamışlar. Avustralya’ya getirilen evcil kediler, 20’den fazla yerli memeli türünün soyunun tükenmesine sebep olmuş. Okyanus adalarına getirilen kediler ise en az 33 endemik yani sadece bu adaya özgü canlının kökünü kurutmuş.

Günümüzde kedilerle yaşanan bu sorun çözüme kavuşturulmuş durumda ama farelerle ilgili sorun hala devam ediyor ve okyanus adalarında üreyen birçok deniz kuşu, bu çok ciddi tehditle mücadele etmeye çabalıyor.

Evcil kedilerle ilgili diğer bir sorunsa, tekrar yabanileşebiliyor olmaları. Avlanma güdülerini kaybetmiyor oluşları, doğada tek başlarına kaldıkları zaman hayatlarını devam ettirmelerini sağlayacak bir yeterlilik veriyor kedilere. Avcı, avlanmaya hazır ama avlanacak bir şeyler de lazım hani.

Benim kanatlı dostlarım giriyor burada işin içine.

Yapılan araştırmalara göre, İngiltere’deki evcil kediler bir yıl içerisinde275 milyondan fazla canlıyı yakalıyor ve bunların yaklaşık 55 milyonu kuşlardan oluşuyor. Tabi ki bu sayı, evcil kedinin ağzında eve kadar getirdiği avlarının sayısı. Dışarıda öldürüp yediği ya da saldırıp bıraktığı canlıların sayısı bilinmiyor. Yakaladığı türler çoğunlukla serçe, sığırcık, karatavuk ve mavi baştankara. Evlerin bahçelerinde sıklıkla görülebilen türler.  Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan çalışma ise daha da ürkütücü bir rakam ortaya koyuyor. Evcil kedilerin bir yıl içerisinde ortalama 2.4 milyar kuşu avladığı düşünülüyor. Türkiye’de ne olup bittiği hakkında ise hiçbir fikrimiz yok.

Yapılan araştırmaların bir de ikinci boyutu var. Her ne kadar kedilerin avladığı kuş sayısı oldukça büyük gözükse de, kuşların doğal popülâsyonları üzerinde ciddi bir azalma meydana getirmiyor. Bunun iki sebebi var;

İlki, inanması zor ama her yıl milyonlarca kuş doğal sebepler yüzünden hayatını kaybediyor. Açlık, hastalık ve diğer avcılar bu sebeplerin başında geliyor. Evcil kedilerin yakaladığı kuşlar da çoğunlukla güçsüz durumdaki kuşlar oluyor. Yani aslında kedi yemeseydi, kuşlar bu diğer sebepler yüzünden hayatlarını kaybedeceklerdi.

Diğer bir sebep ise, kedilerin avladıkları kuş türleri. Kedi-kuş karşılaşmalarının çoğunlukla şehirlerde olması, avladıkları kuşların yaygın kuş türleri olmasını sağlıyor. Ama bu yaygın türlerin karşısına, insanlık kedilerin dışında, bir başka tehdit daha ekleyince durum biraz karışıyor. Örneğin serçe. Türkiye’de nispeten normal sayılarda görebildiğimiz serçeler, İngiltere’de yaşam alanlarını kaybetmelerinden dolayı çok ciddi bir popülasyon azalması yaşıyorlar. Bir de üzerine evcil kediler eklenince, İngiltere’nin başkenti Londra’da serçe görmek, nadir tür görmek kadar zorlaşmaya başlıyor.

Mevcut durumda, yine de işler şimdilik  yolunda gibi gözüküyor. Kedinin kuşa, kuşun kediye ciddi bir zararı yok. İnsan gibi bir canlı olunca tabi ortada, sorun yaratma işini diğer canlılara pek bırakmıyoruz.

Ama yine de temkinli olmak lazım, kontrolsüz gelişen her şey bir tehdit unsuru olmaya aday.

Çözümler ise yine bizde gizli; sahiplendirilmiş ya da kısırlaştırılmış sokak hayvanları, daha huzurlu bir toplum için atabileceğimiz ufak bir adım.

Ne de olsa doğayı sevmeyen insanı sevemez değil mi?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s