Gemi Batıyor Mu?

Takındığımız bu tavır, bencilleşmiş kişiliklerimiz birbirimize karşı hissettiğimiz güvensizlikten mi çıkıyor ortaya? Yoksa bencilleştiğimiz için mi güven duymuyoruz artık birbirimize?

Karşımızda duran ağaca, böceğe ya da insana güvensizliğimiz, ne kadar iyi tanıdığımızın bir sonucu mu yoksa ön yargılarımızla kurduğumuz bir aldatmaca mı?

Tanımadığımız bir şeye karşı, nasıl yargı sahibi olabiliriz ki? Ya da ne kadar gerçektir bu yargılar?

Görmediğimiz ve bildiğimiz şeyler hiç olmamış mı kabul edilir?

Her gün savaştan, açlıktan, hastalıktan ölen insanlar hiç yok mudur?

Hastanelerin, acı çeken milyonlarla dolu olduğu bir kurmacadan mı ibarettir?

Tecavüze uğramış bir kadın, aslında yalan mı söylüyordur?

Katledilen çocuklar aslında,  fasulyeden mi sayılır?

Peki ya sevdiklerimiz? Değer verdiklerimiz? En yakından tanıdıklarımız?

Hastalıkla uğraşanların en yakınımızdakiler olduğunu düşünelim,

Tecavüze uğramış olanın eşimiz, yakınımız ya da bizzat kendimiz olduğunu;

Öldürülüp bir köşeye atılanın kardeşimiz ya da kendi çocuğumuz olduğunu hayal edelim.

Böylesine tepkisiz kalabilir miydik? Hala ön yargılı mı yaklaşırdık onlara?

Bir çember yarattık, içine sadece kendimizin sığabildiği. Sınırlar koyduk çevremizi sarmalayan her bir güzelliğe. Büyütmek varken o çemberi, daha da daralttık.

Oysa ne güzel olurdu iç içe onlarca çember. Sevdiklerimizi tam ortasına koyabilseydik.

Parktaki kediler, gökyüzündeki kuşlar, marketteki kasiyer, sokağı temizleyen işçi de nasiplenebilseydi o iyilik çemberinden. Taşsaydı her bir köşeye içindeki güzellik. Gözünün görmedikleri de alsaydı payını.

Dağın bir başındaki keçi de ulaşabilseydi ailesinin yanına, göğsünden geçmiş kocaman bir mermi olmadan;

Issız adadaki bir kuş keşke yemek verebilseydi yavrusuna plastik parçaları yerine;

Kocaman bir balina yüzmeye devam edebilseydi, iki çubuk arasında birilerinin midesine gitmektense.

Daha da büyütebilseydik keşke o çemberi; iyilik çemberleri dünyayı kaplasaydı.

Aksine kendimiz bile sığmıyoruz o çembere artık, boğuyor bizi. Bencilliğimizle boğuluyoruz, egolarımızda boğuluyoruz.

Evet sen! Sen de boğuluyorsun herkesle birlikte.

Geminin üzerinde oradan oraya koşuyorsun ama o gemi batıyor artık!

Bize dokunmayan yılan bin mi yaşayacak peki?

Görmediğimiz kötülükler her an gerçekleşmeye devam mı etmeli?

Farkında olmamak, hiç olmadığı anlamına mı gelir?

Adım atmak için, sıranın bize gelmesini mi beklemek gerekir?

Çok geç kalmış olursak ne yapacağız? Alacak tek bir nefes kalmadığında, neler geçecek zihnimizden?

Öfke? Pişmanlık? Özlem?

Güzel olan her şey bir bir silinirken yeryüzünden, elde bir şey kalmazsa sonunda? O zaman ne olacak?

Bir kıvılcımlık halimiz kalmadıktan sonra, tonlarca odunumuz olsa ne fark eder?

Peki doğa? Onun suçu neydi burada? Kendimizi boğarken kendi benliğimizde, kahrını doğa mı çekmeliydi? Böylesine büyük bir bedel ödemek zorunda mıydı hiçbir kabahati yokken?

Ne sanıyoruz kendimizi? Bu gezegenin sahibi mi? Yetmez! Belki de evrenin sahibi!

Nefes alan her bir canlı, denizlere ulaşan her bir nehir, milyonlarca yıldır oracıkta duran dağ, insanlık için yaratıldığı ya zaten! Sömür sömürebildiğin kadar. İliğini kurut, tek bir damlası bile kalmasın geride.

Gemi bir gün batacak şüphesiz ama deniz yaşamaya devam edecek.

Batırdığımız o gemide hayat yeniden canlanacak.

Ama biz boğulduğumuzla kalacağız.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s