Seni Seçtim

Benim gibi  çocukluk günlerini  90’lı yıllarda geçiren  bir neslin  çok iyi bileceği  bir çizgi filmdi  Pokemon.  Sadece  çocukluğunu geçirenler değil;  o çocukların annesi,  babası,  ablası,  abisi  herkes tarafından da  gayet iyi bilinirdi.  Dilimizden düşürmezdik çünkü.  Pokemonla yatar  pokemonla kalkardık.

Şimdi dönüp baktığımda  neredeyse  20 yılın geçtiğini görünce  ufak bir sarsıntı yaşamıyor değilim  ama o günlerin çocuklarının  hayatları boyunca  unutamayacağı  bir kült olmuştu.

Saati geldiğinde  televizyon karşısına geçip  tek bir saniyesini  kaçırmadan izlerken,  diğer vakitlerimizde  cips paketlerinin  içinden çıkan tasolarla  sokaklarda oynardık.

Evde,  sokakta,  okulda,  her yerdeydi Pokemon.

Öyle ki  o tasoları  üniversiteye başladığım yıllara kadar  sakladığımı hatırlıyorum.

Bugün,  Pokemon macerasını  yeniden yaşama vakti!  Ama bu kez  bir kuşçunun gözüyle! Pokemon,  anime olarak bilinen  Japon çizgi film endüstrisinin  bir ürünü.  1989 yılında video oyun tasarımcısı Satoshi Tajiri tarafından  yaratılmış.  Çocukluk günlerinde  parktan, bahçeden topladığı böcekleri,  sinekleri  inceleyen Satoshi,  bu hobisini  yıllar sonra dünyayı sarsacak  sanal bir dünya  fikrine dönüştürmüş.  Günümüze kadar da  800’den fazla  kurgusal karakter  ve bir o kadar da  hikaye yaratmış.

Pokemon kelimesi,  Japonca  “Poketto Monsuta”  isminin kısaltması,  yani “cep canavarları”.  Her ne kadar  bizler daha çok  televizyonda izlediğimiz  çizgi film tarafını bilsek de,  ilk olarak  bir video oyun  olarak tasarlanmış.  1996 yılında  Nintendo platformunda oynanan  bu oyun,  bir yıl sonra  uzun yıllar devam edecek  anime haline dönüşmüş.

Japonya’da  gösterime girmesinden yaklaşık 3 yıl sonra,  Türkiye’de  yayınlanmaya başlayan  çizgi dizi,  gündemi  uzun süreler  meşgul eden  tartışmaların da  başlamasına sebep olmuştu.

Bir yanda  çizgi filmin ortalığı kasup kavurduğu,  cipsten çıkan tasoların  hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğu,  tişörtlerde,  çantalarda,  suluklarda  pokemon baskıları görüldüğü günler yaşanırken,  diğer bir yanda  haber bültenlerinde  Pokemon’un çocuklar üzerindeki  olumsuz etkileri üzerine  sayısız tartışma yaşanıyordu.

Takip eden günler ise  Pokemon için  pek de hayırlı olmadı.  Mersin ve Kilis’te  iki çocuğun kendilerini pokemon zannederek  balkondan aşağı atlaması üzerine  Pokemon,  yayından kaldırıldı.  Sonraki yıllarda  ara ara  tekrar bölümleri yayınlandı,  sonra ona benzer  çizgi filmler çıktı  ama, hiçbir zaman  eskisi gibi  olamadı.

Geçen onca yılın ardından, o günlerde  pek de farkında olmadığım  birşeyler görmeye başladım Pokemon’da. Onca “kurgusal” karakter  çok da  kurgusal gibi  gelmemeye başladı bana.  En azından,  karakterlerin tasarımcısı  çok da  uçuk kaçık tasarımlar ortaya çıkarmamıştı. Tabi  1.jenerasyon pokemonlardan  bahsediyorum.  Yani Pikachu’nun, Charmander’ın,  Squirtle’ın olduğu  o samimi, sevimli,  pek neşeli olanlardan.  Sonraları  iş baya bir büyümüş,  ve  2016 yılı itibariyle  7.jenerasyon pokemonlar  ortaya çıkmış. Yeni tasarımlar,  çizgiler falan ama  pek hoşumuza gidecek  birşeyler yok; bizim Pikachu’muz bir tane!

Pokemonlar arasında  kuşlara benzeyen  birçok pokemon var. Bunların en bilineni ise, Ash’ın  uzun uğraşlar sonucunda yakalayabildiği  Pidgeotto.  Gençlik ateşinin verdiği heyecanla,  poke topunu fırlatıp fırlatıp  yakalamaya çalıştığı Pidgeotto,  ancak tripli Pokemon,  Pikachu’nun yardımıyla  yakalanabilmişti.  Poke topundaki lamba  sönene kadar geçen  o birkaç saniye,  bir kaç saat uzunluğundaydı  benim için.

Nerede bir duman bassa  Pidgeotto sahneye çıkıp,  küçücük kanatlarıyla  yarattığı kocaman rüzgarlarla  ortalığı temizledi.  Büyüyüp gelişip,  Pidgeot formuna  bürününce de, Ash’le yolları ayrıldı,  diğer pokemon arkadaşlarıyla birlikte  doğaya döndü.

Bu olayın anime tarafı.  İşin gerçek kısmında ise  çok başarılı bir kurgu yatıyor.  İsmi itibariyle de  tanıdık gelen Pidgeotto,  Türkçesi güvercin olan,  Japonca “pijon” kelimesinden türetilmiş.  Pokemon’un  sahip olduğu özellikler  bakımından da,  bir güvercinle  oldukça büyük  benzerlikler gösteriyor.  Tüm seri boyunca  Ash’e sadık kalan, yakalanmadan önce  kendi halinde  yerde beslenen,  Ash ile  yolları ayrıldıktan sonra da kendi türündeki  diğer kuşlarla birlikte uzaklara uçup giden  Pidgeotte,  fantastik bir güvercin yani!

Tabi  kendi halinde  bir güvercin imajından  biraz daha fazlası  eklenmiş.  İlk olarak  görüntüsü bir güvercinden çok  yırtıcı bir kuşu andırıyor. Daha asil  ve mağrur bir duruş sergiliyor bu haliyle.  Kişilik özellikleri olarak da,  güvercinin aksine daha çok bir atmacayı andırıyor bana.  Güçlü kanatları  ve pençeleri,  yüksek manevra kabiliyeti  ve keskin gözleriyle  güvercin-atmaca karışımı  bir Pokemon olmuş çıkmış yani!

Kuş benzeri  diğer bir Pokemon ise  Spearow.  Kendisi,  ismi itibariyle  İngilizcesi “Sparrow” olan,  serçeyi anımsatıyor  bizlere hemen. Ash tarafından  hiç yakalanmadı ama Pikachu’nun  zor anlar yaşadığı  şu sahnede,  yolları kesişmişti.

Her ne kadar  “serçe”’den esinlenerek  tasarlanmış bir Pokemon olsa da,  sahip olduğu özellikler  bir serçeden  oldukça farklı.  Serçelerin,  ufak tefek yapısı,  nispeten sessiz kendi halinde tavırlarının aksine,  Spearow  daha çok  kargaları anımsatıyor bizlere.

Çizgi film boyunca,  Spearow için  saldırgan ve kinci bir imaj çizilmiş. Tüm bu özelliklerini düşündüğümüz zaman,  klasik bir  karga profili ortaya çıkıyor aslında.  Kargalar,  özellikle alanlarını koruyan  ve gürültücü kuşlar  olarak biliniyorlar.  Şehirlerimizde  rahatlıkla gözlemleyebildiğimiz  Leş Kargası  ve Saksağan’lar,  bu konuda  bizlere en yakın örnekler. Geçtiğimiz günlerde  popüler olmuş  şu videoyu hatırlatırım sizlere.

Saldırgan tavırları da  aslında  bu alan koruma güdülerinden  kaynaklanıyor.  Sadece  bu videodaki amca değil,  kargaların alanına girmiş,  tehdit olarak algıladığı birçok canlı bundan nasibini alıyor.  Özellikle de  yırtıcı kuşlar.  Bir yerlerden bol bol karga bağrışması duyarsanız,  bilin ki  oralarda  bir tehdit vardır kargalar için.  Belki bir Şahin,  belki bir Alaca Baykuş,  belki de sadece  bir kedi!

Kuş benzeri Pokemonların  sonuncusu ise  Doduo.  Anime boyunca  daha çok,  gelişmiş versiyonu  Dodrio şeklinde gözüken bu Pokemon,  uçamayan  ama çok hızlı koşabilen  bir yapıya sahip.  Geniş düzlükleri seviyor,  bu sayede  hiçbir engele takılmadan  rahatça hareket edebiliyor.  Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi,  Dodrio,  gerçek hayattaki  Devekuşu  ve Emu gibi  uçamayan kuşlara  oldukça benziyor.  Tabi üç kafası olması hariç! Afrika  ve Avusturalya’nın  geniş düzlüklerinde yaşayan  bu kuşlar  aynı Dodrio gibi  çok hızlı koşabiliyorlar.  Örneğin Devekuşları  saatte 70 km’ye varan  hızlara ulaşabiliyorlar!

Pidgeotto,  Spearow  ve Dodrio dışında da  kuş benzeri Pokemonlar var.  Moltres, Zapdos, ve Articuno gibi  efsanevi kuşlar da  animede yer alıyor.  Ateşe sahip olma,  elektrik şoku verme gibi  doğaüstü özellikler yüklenmiş  bu Pokemonlara.  Ash’in  ilk bölümde gördüğü şu pokemon gibi henüz tanımlanamamış pokemonlar da var tabi. Aynı bizlerin yeni türler keşfetmesi gibi.

Anime boyunca,  birçok Pokemon’un  bir üst forma  geçiş yaptığını görüyoruz.  Örneğin Caterpie;  bir tırtıl olarak başladığı yolculuğunda,  önce kozasına çekilip Metapod oluyor, daha sonra da  Ash’in romantik arkadaşı Butterfree’ye dönüşüyor.   Caterpie ismi  Türkçesi tırtıl olan  İngilizce “Caterpillar” kelimesinden geliyor.  Butterfree ismi ise  kelebek anlamındaki  İngilizce “Butterfly” kelimesinden.  Yani aslında Tajiri,  doğada Metamorfoz olarak bilinen  başkalaşım özelliğini  Pokemonlara  aktarmış.  Sadece Caterpie değil, Weedle da  başkalaşım geçiren Pokemonlardan.  Bir tırtıl olarak başladığı yolculuğunu  arı benzeri  Beedrill olarak tamamlıyor.

Bu başkalaşım sürecinin,  kuşlar üzerindeki yansımasıysa  yaş konusunda olabilir. Kuşların doğal ortamlarında,  yumurtadan çıktıkları andan  yetişkinliklerine kadar geçen dönemde çeşitli tüy desenlenmeleri gösterdiklerini biliyoruz.  Örneğin Gümüş martı, yaşamının ilk yıllarında  daha kahverengi-gri tonlarda  bir tüy desenlenmesi gösterirken,  4 yaşına geldiğinde  yetişkin bireylere özgü,  bembeyaz tüylere,  sarı bir gagaya  ve gri bir kanat üstüne sahip oluyor.  Benzer durumun,  kuş benzeri Pokemonlarda da  olduğunu söyleyebiliriz.  Örneğin Pidgey,  ilk değişimi sonrası  Pidgeotto formuna bürünüyor  ve daha renkli ve gösterişli tüylere  sahip oluyor.  İlerleyen zamanlarda da  Pidgeot formuna bürünüyor ve erişkin haline ulaşıyor.

Pokemonla ilgili  son dikkat çekici nokta ise  poketopları.  Ash’in,  Profesör Oak’tan Pikachu’yu aldığı o gün,  ilk gerçek poketopunu da  almış oluyor.  O sahne ise  oldukça ilginç .

Poketop,  kuluçka makinasına benzer  bir alet içerisinde duruyor.  Daha sonra açılıyor  ve Pikachu ortaya çıkıyor.  Bu durum bana,  kuşların  yumurtadan çıkışlarını hatırlatıyor.  Bir şekilde gelişimini  poketop içerisinde tamamlayan Pokemonlar,  ilk sahipleriyle buluşuyorlar.  Animenin tamamında da  poketopların  benzer şekilde kullanıldığını görüyoruz.  Pokemonlar, bir yarış için kullanılmadıkları durumda  poketoplarının içinde bekliyorlar  ve dinleniyorlar.  Biraz da  yuvaya geri dönüş gibi  his var bende.

Pokemon’da  bir başka mesaj var ki,  hepsinden daha dikkat çekici  ve önemli;  Doğru seçim yapmak.  Kahramanımız Ash’in,  katıldığı müsabakalarda  yaptığı seçimler,  hangi Pokemon’u  nerede kullanacağı,  tüm yarışmaların  kaderini belirliyor.  Bazı zamanlar hırsı gözünü karartıyor,  yaptığı hatalar  pahalı patlıyor.  Ama zamanla tecrübeleniyor,  yaptığı hatalardan  dersler çıkarıyor.  Adımlarını  daha temkinli  ve bilinçli atmaya başlıyor.

Zaman belki  bizler için de  aynısını söylüyor,  sadece seçmek yetmiyor,  doğru seçimler yapmak gerekiyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s