Picasso’nun Barış Kuşu

barış;

  1. Barışma işi,
  2. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar.

Böylesi güzel bir kelimenin, dünya’nın en çirkin kelimesinin zıt anlamlısı olarak tanımlamak ne kadar da üzücü değil mi?

Oysa ki yaşanabilecek en güzel şey. Kelime dağarcığım’da, barış’ı tanımlamaya yetecek kelimeleri bulamıyorum bile. Anlarla, anılarla anlatabilirim belki. Belki bir parça kağıt ve birkaç boyayla, belki  de bir kaç müzik notasıyla. Ya da sadece bir tebessümle anlatırım barışı, anlatmaya çalıştıkca yaşarım onu. En derinden hissederim.

Erdem diyelim barışa. Ulaşılması ve korunması en zor erdem.

Herkesin dilediği ama elde etmek için gösterdiği çabanın nedense bir türlü yetmediği bir erdem.

Ne kadar çok isterdim barışa bulaşıcıdır diyebilmeyi. Oysa ki barışın olmadığı o durum var ya hani sözlüğün tanımındaki, onun virüsü kadar etkili değil maalesef.

Barışı tesis etmek için var olan bir sistemde, emaresinin okunmadığı bir hayata göz atalım bugün.

Sözde barış dolu günlerimizin, kanatlı şahitleri beyaz güvercinleri inceleyelim.

Bazı konular var ki, kökenini bulmakta oldukça zorlanıyorum. “Beyaz Güvercin” ikonu da bunlardan biri. Sanki hep varmış, oracıkta bir yerlerde varlığını sürdürüp gidiyormuş gibi geliyor ama tam olarak nerede, ne zaman ve nasıl bir maksatla ortaya çıktı bu kuş?

Beyaz güvercinle ilgili en yaygın hikaye, Nuh peygamber’in Büyük Tufan’ı döneminde geçiyor. İnanışa  göre, büyük tufanın ardından, Nuh, kara parçası arasın diye bir beyaz güvercini salıveriyor. Bir süre sonra güvercin, ağzında bir zeytindalı ile geri geliyor. Böylece tufanın bittiği ve suların çekilmeye başladığı anlaşılıyor.

O gün bugündür de beyaz güvercin ve zeytindalı ikilisi herkes tarafından bilinen bir ikona dönüşmüş durumda. Antik dönemdeki Mezopotamya medeniyelerinden, Avrupa’ya, Paganism gibi inançlardan Yahudiliğe ve Hristiyanlığa kadar çok geniş bir dini ve kültürel coğrafyada varlığını göstermiş. Çoğunlukla da barış, umut, sevgi, iyilik ve aile gibi olumlu anlamlarla özdeştirilmiş.

Bizim bildiğimiz anlamda güvercin, yani kafamızı çevirdiğimiz her bir köşede rahatlıkla görebildiğimiz bu kuş, aslında “Kaya Güvercini” olarak adlandırılan türün, evcilleşmiş ve insanlara yakın yaşayan bir versiyonu. Doğal ortamlarındaki “Kaya Güvercinleri” insanlardan olabildiğince izole bir biçimde ve nispeten az miktarda yaşamlarını sürdürürken, evcilleşmiş akrabaları kutup bölgeleri dışında dünya üzerindeki hemen hemen her insan yerleşiminde hayatlarını devam ettiriyorlar. 400 milyondan fazla sayılarıyla, sanırım tavuklardan sonraki en büyük popülasyona sahip kuş grubu. Sadece New York şehrinde 1 milyondan fazla güvercinin yaşadığı düşünülüyor.

Güvercinlerin insanlarla böylesi bir yakın ilişki içerisinde olmaları, yuvalarını insanlara yakın kurup, yavrularını gözlerimizin önünde büyütmeleri, toplumların bu canlıya karşı ayrı bir yakınlık göstermesine ve pozitif anlamlar yüklemesine sebep olmuş olabilir.

Beyaz güvercin ise diğer güvercinlerden biraz farklı. Bu bembeyaz, pek temiz haliyle, doğada kendiliğinden var olan türlerden birisi değil. Kuşlar arasında, albinoluk gibi genetik faktörlerden dolayı ortaya çıkan beyaz renkli bireylerin gözüktüğünü biliyoruz. Ama herhangi bir yaş döneminde, hiçbir renk desenlenmesi göstermeyen, tamamiyle beyaz bir kuş bulunmuyor. Bir şekilde insanlar tarafından melezleştirilerek ortaya çıkmış bir form olduğunu söyleyebiliriz.,

Beyaz güvercin, anlattığım tüm bu dini ve kültürel geçmişe dayanarak barış ile özdeşleştirilen bir kuş olsa da, barışın evrensel bir simgesi olması ancak geçtiğimiz yüzyıl içerisinde gerçekleşmiş. Önceleri, savaş ve şiddet karşıtı eylemlerde, politik söylemlerde ve karikatürlerde kullanılmış. 1949 yılı itibariyle de evrensel bir simge haline gelmiş.

1949 yılının Nisan ayında Paris’te toplanan Dünya Barış Konseyi bir logo arayışına girmiş. O yıllarda Fransa’da politik roller de üstlenen ünlü İspanyol sanatçı Pablo Picasso ve arkadaşı yazar Louis Aragon, Picasso’nun stüdyosunu ziyaret ettikleri bir gün, Picasso’nun bir çalışması arkadaşının ilgisini çekmiş. “La colombe de la paix”  yani “Barış Güvercini” adıyla bilinen taşbaskı tekniği ile hazırlanmış çalışma, konseye sunulmuş ve kabul edilmiş. O vakitten beri de evrensel barışın sembolü olarak kullanılıyor. Yani Picasso evrensel barışa imzasını atmış.

Ama yine de ben, beyaz güvercinin bu kadar popüler olmasını sağlayan şeyin, Picasso’nun “Barış Güvercin”i olduğunu düşünmüyorum. Burda böyle ufak birşeyler var gibi. Bence bu işin gerçek sebebi, kağıt üzerinde değil de, biraz sahne üzerinde.

Her ne kadar beyaz güvercinler barışla özdeşleştirilmiş olsa da, düğün dernekten, sihirbazlık gösterisine, siyasi parti mitinginden, açılış törenine kadar çok çeşitli sahne gösterilerinde yer edinmiş durumda. Nerede bir kır düğününe gitsem gelinin damadın eline tutuşturulmuş bir çift güvercin görüyorum. Öpülüyor, seviliyor, sonra bir kaç fotoğraf karesiyle salınıyor. Merak etmeyin, hemen geri geliyorlar, eğitimli kuşlar! Çocuklar için bir sihirbazlık gösterisine denk geliyorum bazen, garibim tavşanın yanında hemen bir beyaz güvercin beliriyor. Koldan çıkıyor, bezden çıkıyor. İlla ki bir yerlere giriyor, sonra geri çıkıyor.

Ne zaman bir televizyonu açsam bunu artık görmüyorum ya. Eski günlerdeydi o. Siyasetçilerin birbirleriyle güzel güzel atıştıkları, ufak ufak iğnelemeler yaptıkları miting günleri. Etkinlik sonunda illa ki o güvercinler uçurulur, herşeye rağmen barış denirdi. Şimdilerde biraz yer değiştirdi o güvercinler. Ya açılış törenlerinde, yapılan icraatı kutlamak için uçurulmaya başlandı, ya da zaten bu kuşun doğadaki akrabalarını uçurmuyoruz biz, bunları da uçurmayalım diye karar alındı.

Bilemiyorum ama bildiğim birşey var ki, beyaz güvercinlerin sahneden silindiği hızla, doğadaki dostları da birer birer siliniyor. Onlarca kuş türü, ardı arkası kesilmeyen tehdit yığınlarına karşı hayatta kalmaya çalışıyor. Beyaz güvercinin, doğadaki yakın dostu Üveyik, onlardan biri örneğin. Sahraaltı Afrika’da kışlayıp, Avrupa ve Asya’da üreyen bu inanılmaz kuş, maalesef küresel ölçekte tehdit altında. Yaşam alanlarının tarım alanlarına dönüştürülmesi ve avcılık tehditlerin başında geliyor.

Çok şanslıyız, çünkü geçtiğimiz günlerde bu güzel kuşun önüne bir tehdit daha koymayı başardık. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Merkez Av Komisyonunun, 11 Mayıs tarihinde aldığı kararla, Üveyik kuşunun avcı başına günlük avlanma limiti 5 olarak belirlendi. İkinci olarak ise 3 olan avlanma gün sayısı 4’e yükseltildi, böylece avcılara Salı, Çarşamba, Cumartesi ve Pazar günleri avlanma izni verildi.  Sonuçta bir avcı, bir av dönemi içerisinde ortalama 320 Üveyik vurma hakkına sahip oldu.

Sadece Üveyik değil, Elmabaş Patka gibi diğer bir tehdit altındaki tür de bu kararlardan nasibini aldı. Avcı başına 6 adetle listede yer alan Elmabaş Patka, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından hazırlanan Türler Kırmızı Listesi’nde Hassas kategorisinde sınıflandırılıyor.

İnsanlık olarak, kendi aramızdaki barışı bir türlü sağlamayı başaramadığımız çok açık. Öyle ki tarih kitaplarımız bile barışların değil savaşların tarihini yazıyor. Kendi kendimize yarattığımız acı günler yetmiyormuş gibi, doğayı da acıya, gözyaşına boğmaya başladık. Yok ettiğimiz ağaçların, yerle bir ettiğimiz dağların, kökünüz kuruttuğumuz canlıların kaydını bile tutamaz olduk artık.

Ama bu bir son değil.

Kalplerinde iyiliği ve güzelliği arayanların, bencilliğini bir kenara koyabilmiş her bir bireyin atabileceği barış dolu adımlar hala var.

Umut tükenmedi, sadece kafesinden çıkarılmayı bekliyor.

“Mutluluk en karanlık zamanlarda bile bulunabilir, yeter ki ışığı açmayı hatırlayın.”

One thought on “Picasso’nun Barış Kuşu

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s