Bir Aile Dramı: Guguk Kuşu

Bu ses bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Belki çocukluğunuza ait bir anıdan, belki bir film sahnesinden, belki de duvarında asılı olan şanslı insanlardan biri oluşunuzdan..

Bir kuş sesi olduğu çok açık değil mi? Öyle ki  bangır bangır ismini de söylüyor bize.

Bugün, bu çok tanıdık sesin gerçek sahibinin hikayesini dinleyeceğiz. Guguk kuşunun hikayesi başlıyor!

İsmi var, cismi yok denilecek kuşlardan biri guguk. İsmini ve sesini duymayan kalmadı ama kendisini tanıyan hala bir avuç insan var. Kuşun pek bir kabahati yok tabi bu noktada. Kabahat kuşun ismini taşıyan bir saati, kuşun kendisinden daha meşhur olmasını sağlayanlarda. Kabahat popüler kültürde!

Şimdilerde Almanya, İsviçre ve Avusturya’ya yolu düşenler için en bilinen ve favori hediyelik eşyası durumda olan guguklu saat, ilk olarak 17.yy’da ortaya çıkmış. Geçen yüzyılların ardından farklı pek çok forma bürünüp günümüze kadar ulaşmış durumda. Saati geldiğinde gizli bölmesinden çıkıp, guguklayan bir kuş maketi, haliyle herkesi dikkatini çekiyor. Oldukça da eğlenceli aslına bakarsanız. Bu eğlenceli tarafı, saatin dünya çapında tanınan ikonik bir eşya olmasını sağlamış.

Mucidi veya tasarımcısı tam olarak bilinmese de, ilk olarak Almanya’nın Kara Orman bölgesinde popüler olmuş. 1600’lü yılları başlarında, asilzadelerin hatıralarından bu saatin nasıl çalıştığına dair ilk notlar bulunmuş.

Guguk kuşunun sesi, bu saatin yapılmasına ilham vermiş ama sesinin taklit edilmesi, çözümlenmesi gereken bir sorunmuş. Şuan ki imkanlar yok tabi, ses kaydı alayım, telefon melodisi yapayım falan. Zor işler.  Saatin bir takım kaldıraçlar ve çarklardan oluşan mekanizmasına, içi hava dolu iki tüp eklenmiş. Bu tüplerin kapakları saat başı geldiğinde birbiriyle senkronize açılıp kapanarak gu ve guk seslerini çıkarıyormuş.

Peki nasıl oluyor da böylesine bir eşya herkes tarafından bilinirken ve üstüne üstlük adını veren kuş oldukça sık telaffuz edilirken, kuşun kendisinden haberdar olan oldukça az insan var?

Guguk kuşunun kendisini bir ticari malzemeye dönüştürmeye başaramadıklarından olsa gerek, isim ve ses konularında telif haklarını elinde barındıran guguk, saatin gölgesinde kalmış.

Saatteki kuş maketinin de, kuşun kendisiyle de hiç ilgisi olmadığını söylemek lazım.

Ama hiç merak etmeyin, bugün guguk kuşunu o unutulduğu tozlu raflarından çekip çıkaracak ve muhteşem hikayesini en üst sıralara taşıyacağız!

Şimdiden ufak bir uyarı, lütfen videonun sonunda guguk kuşuna hakaretler yağdırmayın. Sakin olalım ve bu akılalmaz davranışın sebeplerini anlamaya çalışalım.

Guguk kuşları, içerisinde onlarca tür barındıran bir grup olsa da, bizim hikayemizin kahramanı latincesi Cuculus canorus olan sadece “Guguk”. Afrika, Asya ve Avrupa’yı içerisine alan geniş bir coğrafyada yayılım gösteriyor bu kuş. Kış aylarını Sahraaltı Afrika’da geçirirken, baharın gelişiyle birlikte üreme alanları olan Asya ve Avrupa’ya göç ediyor.

Her yıl Nisan aylarında sesini duymaya başlıyoruz. Erkek bireyler, bir çalının veya ağacın tepesine tüneyip, kendini pek göstermeden, sesini yankılatıyor dört bir köşede. İşte bu vakit, bahar gelmiş diyoruz.

Türkiye’de “Guguk” ve yakın akrabası “Tepeli Guguk” olmak üzere toplam 2 tür guguk gözlemlenebiliyor. Tepeli Guguk, Guguk’a oranla daha az gözüküyor ve sesi oldukça farklı.

Çevremdeki insanlarla yaptığım sohbetlerden anladığım şöyle bir durum da var. Aslında herkes guguk kuşunu çok yakından tanıdığını düşünüyor. Sesini hep duyduğunu, hergün gördüğünü, balkonuna, bahçesine yuva yaptığını anlatıyor.

İlginç olurdu aslında!

Burda ufak bir karışıklık var. Birçok kişinin düşündüğünün aksine, o kuş bir guguk değil, bir kumru. İnsanlarla oldukça yakın ilişki içerisinde olan, şehirlerimizde sık sık karşılaştığımız, sesi de görece guguk’u anımsatan bir kuş.  Guguk ise daha kırsal alanları tercih ediyor.

Guguk kuşunu özel kılan şey ise, üreme döneminde gösterdiği davranışı.

Normal şartlar altında, kuşların üremek için yuva kurduğunu, yumurtalarının üzerinde kuluçkaya yattığını ve kendi yavrularını beslemeye başladığını biliriz. Kendi yavrularını kendi yetiştiren canlılar deriz. Ama konu Guguk olunca bu gerçeklik, biraz değişiklik göstermeye başlıyor.

Üreme dönemi geldiğinde, Guguk’un başrol oynadığı bir entrika ve dram filmi başlıyor. Uzun yollar geçip, üreme alanlarına gelen guguklar hiç yuva kurmaları gerekiyormuş gibi bir telaş göstermiyorlar.

Onun yerine diğer yuvaları izliyorlar, hem de çok yakından. Çiftleşen dişi, bir tek yumurtasını koymak için, uygun bir yuva arıyor. Gözü, diğer kuşların yuvalarında.

Guguk kuşları, yuva paraziti olarak adlandırılan kuşlardan, yani kendi yuvasını kurup, kendi yavrularını büyütmektense, diğer kuşların yuvalarına yumurtasını bırakıyor. Çoğunlukla da ötücü kuşların yuvalarını tercih ediyor. Böylece, yavrunun beslenmesi ve bakımı gibi oldukça zor bir süreci hiç emek harcamadan atlatabiliyor, aynı zamanda neslini de devam ettirebiliyor.

Yumurtasını bırakacağı konak yuvayı özenle seçiyor. Yuvanın gerçek sahibi, ortalarda değilken yuvaya geliyor. İçerisindeki yumurtalara şöyle bir göz atıyor. Yumurtasını usulca bırakıyor.. Ama bir sorun var, hangi yumurta onun?

Guguklar parazit olmanın hakkını, en üst seviyeye kadar veriyor. Sadece yumurtasını koyup gitmek yetmiyor, o yumurtanın, yuvanın gerçek sahibi tarafından da farkedilmemesi lazım. Sıradışı bir şekilde guguk müthiş bir taktik uyguluyor burda; yuvadaki diğer yumurtalar hangi desen ve renklerdeyse, kendi yumurtasının renklerini de ona göre değiştirebiliyor. Ve çıkan yumurta birkaç ufak fark dışında hiç kendini belli etmiyor. Bizler algılayabiliyoruz belki ama yuvanın gerçek sahibi için oldukça zor ayırt etmek.

Yumurta yerleştirildikten sonra, ilk aşama tamamlanıyor. Bundan sonrası yumurtanın kendi çabalarına kalmış durumda. Yuvanın gerçek sahibi, diğer yumurtalarla birlikte kuluçkaya yatıyor. Bir süre sonra ilk yavru, yumurtasını çatlatıyor. Hoş geldin çirkin şey!

Ebeveyn, yavruya besin bulmak için uzaklaşıyor. Birkaç dakika sonra, gagası yemek dolu bir şekilde geri dönüyor. O da nesi? Yuvada bir terslik var. Az önce bu yuva da birkaç yumurta daha yok muydu?

İşte ebeveynin yaşadığı bu şokun gerçek sebebi, oracıkta duruyor: guguk yavrusu! Guguk kuşunun yumurtası, konulduğu yuvadaki ilk çatlayan yumurta oluyor. Yumurtadan çıkan yavru, ebeveynin yuvada olmadığı ilk fırsatta, yuvanın gerçek sahibi diğer yumurtaları bir bir yuvadan aşağı atıyor. Böylece rekabeti ortadan kaldırıp, kendisinin yaşama ihtimalini en üst seviyeye çıkarıyor. Başka yavrularla yemek yarışına girmenin, ona hiç faydası yok.

Böylesi bir durumu gören konak yuvanın sahibi, bir terslik olduğunu anlıyor ama açıklamakta zorlanıyor. Tek yapabileceği şey, geri kalan tek yavrunun bakımını en iyi şekilde yapmak ve yuvadan uçurmak. Neslini devam ettirmek!

İşte bu noktadan sonra, dünyanın en absürt kuş fotoğrafları ortaya çıkmaya başlıyor. Kocaman bir guguk yavrusunu beslemeye çalışan ufacık bi çare kuşlar. O yavrunun, kendi yavrusu olmadığı ortaya çıktı ama iş içten geçti. Guguk, onun üvey yavrusu artık.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s