8 gün durmadan uçan kuş

Yediğin içtiğin senin olsun, sen bana gezip gördüğün yerleri anlat.

Ne zaman bir seyahatten dönsem, annem hep böyle der bana. Yediğimde içtiğimde gözü yoktur da gezip gördüğüm yerleri pek merak eder. Ben de kuşlara aynısını derim, neler gördüklerini, nerelere gittiklerini hep merak ederim. Bazen bir kuş olduğumu hayal ederim., uçsuz bucaksız çölleri, azgın dalgalarla denizleri nasıl aşabildiklerini düşünürüm. Anneme gördüklerimi pek kısa anlatsam da, kuşların dilleri olsa da uzun uzun anlatsalar isterim. Hayvanlarla konuşmayı henüz başaramadık, hikayelerini onlardan dinleme şansımız maalesef yok, belki gelecekte bir gün, belli mi olur! Ee, kanatlarımız da yok yolculuklarına eşlik edelim, onlarla birlikte süzülelim.

Ama sağolsun teknoloji var, onları takip etme meselesini çözmeye başladık. Artık nerelere gidiyorlar, neler görüyorlar pek yakından biliyoruz!

İnsanlık, tarih boyunca kuşları pek kıskanmış, onlar gibi kanatlanıp uçmak istemiş.  Atalarımıza bahane bulmayalım, ben de istiyorum hala! Uçmayı üstün bir özellik olarak görmüşler hep. Öyle ki tanrıları, melekleri hep kanatlarla tasvir etmişler. Yunan mitolojisinin en tanıdık sembollerinden Pegasus, kanatları olan bir at olarak tasvir edilmiş örneğin.  M.Ö.400’lü yıllarda Çinlilerin, ilk uçurtmayı keşfetmesiyle başlayan hikaye, 1903’te Wright Kardeşlerin gerçek anlamdaki ilk uçağına kadar çok çeşitli uçuş denemelerine şahit olmuş.

Geçen yüzyıllar içerisinde bir yandan uçmaya çalışırken, bir yandan da kuşların nasıl uçtuğunu, nerelere uçtuğunu anlamaya çabalamışız.  İlkbaharda gelip, sonbaharda geri dönen kırlangıçların nerelere gittiğini merak etmişiz örneğin. Bir hikayede 1219 yılında Almanya’da bir manastırda yakalanan kırlangıcın ayağına “kırlangıç, kışı nerede geçirirsin?” yazılı bir kağıdın bağlandığı, kuşun bir sonraki yıl ilkbaharda ayağındaki “Asya’da, Petrus’un evinde” yazılı bir notla döndüğü anlatılıyor. Bir başka hikayede ise 1822 yılında yine Almanya’da, bir leylek vücuduna saplanmış bir okla bulunuyor. Afrika kıtası ve kültürü hakkında bilgi sahibi kişiler tarafından bu okun kökeni tanımlanıyor ve böylece Leyleklerin kışı Afrika’da geçirdiği ortaya çıkıyor.

Hikayenin kahramanı leylek, öldükten sonra tahnit edilmiş yani doldurulmuş ve sergilenmeye başlamış. Yıllardır da Rostock üniversitesinin zooloji müzesinde ziyaretçilerini ağırlıyor.

Tesadüfler ve irili ufaklı çalışmalarla geçen yılların ardından, kuşların takip edilmesi konusunda şuan bambaşka bir noktaya varmış durumdayız. Teknolojik gelişmelerin de yardımıyla kuşları daha yakından tanıyor, çok daha iyi takip edebiliyoruz.

Bu gelişmelerin içerisinde en dikkat çekici olan ise uydu vericileri. Takıldığı kuşun seyahat rotası, uçuş yüksekliği ve hızı gibi bilgileri kaydedebilen bu cihazlar, dakikalara kadar inebilen sıklıklarda araştırmacıya veriyi transfer edebiliyor. Bazen bu veri, bir telefon mesajıyla gönderiliyor, bazen de bir e-posta aracılığıyla aktarılıyor. Bu sayede, araştırmacılar inanılmaz veriler elde ediyorlar.

Ama yine de bu cihazların her bir kuşa takılabildiğini söylemek doğru olmaz. Teknoloji oldukça gelişmiş olsa da, ağırlıkları hala bir sorun. Özellikle verileri anlık olarak iletebilen vericiler boyutları ve ağırlıkları nedeniyle, Leylek, Turna, Martı ve Yırtıcı kuşlar gibi daha iri ve güçlü kuşlara takılabiliyorlar. Küçük kuşlar için ise “Geolocater” denilen ve verilerin kuşun tekrar yakalanması ile elde edilebildiği uydu vericileri kullanılıyor, daha zahmetli bir iş yani.

Peki bunca uydu vericisi nasıl bir kolaylık sağladı? Aslında işin en heyecanlı ve dikkat çekici kısmı bundan sonra başlıyor. Teknolojinin böylesine gelişmesi ve nispeten fiyatlarının daha alınabilir hale gelmesi ki çok da ucuz değil aslında, ortalama bir aletin 2000 Euro’dan başlayan fiyatlarının olduğunu söyleyelim bilimsel çalışmalarında artmasını sağladı. Ve bizler, çok daha fazla kuş türü hakkında yepyeni bilgiler edinmeye başladık.

Öğrendiğimiz bilgiler içerisinde benim en çok sevdiklerimden biri Leylekler hakkında. Hepimizin çok iyi tanıdığı, ilkbaharda uzun bir yolculuğun ardından köylerimize, kasabalarımıza varan bu kuşlar, insanlarla çok yakın ilişki içerisinde. Bir elektrik direğine yada bir cami kubbesine kurduğu yuvalarında her baharda yavrularını büyüten leylekler, sonbaharda bize veda edip bir başka yolculuğa çıkıyor.

Yapılan çalışmalarla birlikte, bugün Leyleklerin kış aylarını Afrika’nın farklı noktalarında geçirdiklerini biliyoruz. Üreme dönemini Avrupa geçiren bu kuşlar, yavrularını yetiştirdikten sonra güneye doğru hareket etmeye başlıyorlar. Bu noktada İstanbul boğazının, küresel çapta önemli bir göç rotası olduğunu hemen hatırlatalım.

Avrupa’da Leylekler ile ilgili çalışmaların önemli bir kısmının Almanya’da yapıldığını söyleyebiliriz. Türkiye’de de bu konuda çalışan araştırmacılar elbette var. Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden Doç.Dr. Kiraz Erciyas Yavuz’un başını çektiği bir ekip, 2016 yılında 6 Leylek’e verici taktılar. Fazilet, Delta, Irmak, Samsun, Kızılırmak ve Cernek isimlerini taşıyan bu kuşlar, birbirlerinden çok ayrı, biraz da üzücü hikayeler yaşadılar.

Irmak ve Delta isimli kuşlar, henüz Türkiye’den ayrılma fırsatı bulamadan, Amasya ve Adana’da elektrik tellerine çarparak hayatlarını kaybettiler. Maalesef böyle kazalar sık sık meydana geliyor ve önemli sayıda kuş bu yüzden telef olabiliyor. Diğer leylekler ise bir şekilde Afrika kıtasına ulaşabildi. Fazilet, Etiyopya’da; Samsun, Tanzanya’da; Kızılırmak,  Sudan’da ve Cernek, Kenya’da yaklaşık iki ay dinlendikten sonra daha da güneydeki nihai kışlama alanlarına hareket ettiler. Yaklaşık 8000 km yol katettiler yani. Avrupa’dan gelen bireylerin çok daha fazlasını uçtuğunu hayal edin bir de..

Diğer bir ilginç tür ise Kutup Sumrusu. Türkiye’de yaz aylarında rahatlıkla gözlemlenebilen Sumru’ya oldukça benzeyen bu kuş, neredeyse tüm dünyayı dolaşıyor. Her yıl üreme alanı olan kuzey kutup bölgesinden, kışı geçirdiği güney kutup bölgesine yaklaşık olarak 33 bin kilometrelik bir yol katediyor! Yolculuğu sırasında Avrupa, Afrika, ve Güney Amerika kıyılarını da kısa bir ziyaret ediyor ve Antartika’ya ulaşıyor. Çılgın bir yolculuk!

Uydu vericileri ile elde ettiğimiz veriler içerisinde nispeten yeni ve çok dikkat çekici bir bilgi var. Bilinen en uzun aralıksız göçü gerçekleştiren bir kuş. Kuşumuzun adı Kıyı Çamurçulluğu. Göç sırasında Türkiye’de de gözlemlebilen bir kuş Bu pek ihtişamlı kuşumuz, Alaska’daki üreme alanından, Yeni Zelanda’daki kışlama alanına olan 11,500 kilometrelik yolculuğu durmaksızın 8 günde geçiyor! 8 gün hiç durmadan uçmak, inanılmaz birşey benim açımdan.

Son bir kuş var ki burda bahsetmeden geçersem, tüm kuş dostlarıma haksızlık yapmış olurum J Bu kuş öyle Leylek, Kıyı Çamurçulluğu gibi kocaman değil. Öyle büyük kanatları da yok. Topu topu 7-8 gram. Türkiye’de ve Avrupa’daki en küçük kuşlardan. Elinizdeki telefonunuzdan yada bilgisayar faresinden daha küçük. Rengarenk tüyleri, hiç bitmeyecekmiş gibi duran enerjisiyle onun adı: Çalıkuşu.

Uydu vericisi ile takip etmek pek mümkün değil elbette bu kuşu. Daha geleneksel yöntemlerden, halkalama çalışmalarıyla elde ediliyor bu bilgiler. Boyutlarına kıyasla inanılmaz mesafeler katediyor. Birçok birey yerleşik olsa da göç eden kuşlar, Kuzey İskandinav ülkelerinden, Güneydeki Polonya’ya yada Batıdaki İngiltere’ye kadar göç edebiliyor. Öyle ki Rusya’da halkalanmış bir kuşun İngiltere’de tekrardan yakalandığını biliyoruz. En azından 2000 kilometrelik bir mesafeden bahsediyoruz.

Tüm bu hikayeleri düşününce içimde çok çeşitli hisler doğuyor. Bir yanda çaresizlik hissediyorum. Ufacık canlıların sadece kanatlarını kullanarak binlerce kilometre katettiklerini düşünüp, kendime hayıflanıyorum. Kocaman vücudum, iki güçlü bacağımla çoğu zaman iki mahalle arasında bile git gel yapmaya üşendiğim zamanlara utanarak bakıyorum.

Bazen de büyük bir kıskançlık duyuyorum kuşlara. Hiç bir sınır tanımadan, geçtikleri her bir kilometrede gezegenin dört köşesindeki güzellikleri görme şansları oldukları için. Altlarından akıp giden dağları, çölleri, denizleri ve nehirleri hayal ediyorum.

Sonra, baktıkları yerlere insanların doluştuğu gerçeği vuruyor yüzüme. Kendi koyduğu sınırlarda, kendi yarattığı sorunlarla birbirini yoketmek için çabalayan insanları. Ölümün, acının, kötülüğün kol gezdiği toplumları.

Bizleri.

Birbirini yok ettiği yetmezmiş gibi, gökyüzünü dolduran kanatları da yok etmek isteyen bizleri.

Utanıyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s