Yavru bir kuş buldum

 

Doğada bulunduğum her an, çevremi algılamaya çalışıyorum. Çiçekleri, ağaçları, böcekleri, kelebekleri, sinekleri.. Gözümün önünden geçen her bir canlıyı şöyle bir incelemeye ve anlamaya çabalıyorum Gördüğüm her bir canlıda da daha büyüleniyorum. Örneğin bir tırtılın ne kadar muazzam renklere ve desenlere sahip olduğunu görüyorum; kısa bir zaman sonra beni hayretler içinde bırakacak bir kelebeğe dönüşeceğini düşününce çılgın bir mutluluk yaşıyorum.

Bazen de bir çiçek tomurcuğu görüyorum. Henüz patlamamış ama alttan alta rengini belli ediyor.  Açtığı zaman nasıl bir güzelliğe dönüşeceğini düşünüyorum.

Bazen bozkırda ordan oraya zıplayan gelengi yavruları görüyorum, yani yer sincabı. Kocaman gözleri, ufacık elleriyle ne kadar da şirin diyorum.

Bazı zamanlar da bir kuş yuvası buluyorum, içinde çirkin mi çirkin, tüysüz bir tutam deri ve kemik parçası. Evet! Şimdilerde ünlülerin nerden nereye diye çocukluk fotoğraflarının karşılaştırılmalı paylaşımları var ya hani, tam da öyle. Dünyanın en güzel canlısı olmaya giden yolun en başı, yavru kuşlar!

Kuşlar yumurta ile çoğalan canlılardan. Dinazor akrabalarıyla fazlasıyla benzerlikler gösteriyorlar, ki zaten ilk tüylü kuş fosili  Archaeopteryx’in dinazor – kuş arasında bir geçiş formu olduğunu söylemek lazım.

Üreme döneminde çiftleşen dişiler, türüne göre değişen sayıda yumurtayı yuvasına bırakıyor.  Tavuklar bu konuda tam bir istisna. Geçen haftaki videoda tavukların kuş olduğundan bahsetmiştik. Üreme dönemi, yabani türlerin aksine belli bir mevsimsel döngüye bağlı değil. Tavukların evcilleştirme sürecinde, maksimum sayıda yumurta almak amacıyla hibritleştirildiğini yani farklı türlerle melezleştirildiğini biliyoruz. Öyle ki ortalama bir tavuk yılda 300 yumurta bırakabiliyor.

Tabi endüstriyelleşmiş o korkunç çiftliklerdeki bi çare tavuklardan bahsediyorum. Köyünde bahçesinde tavuk yetiştirenler, kuşun keyfine göre 3-5 günde bir yumurta verdiğini bileceklerdir. Kafa rahat olmalı yani.

Burda aklıma birşey geldi. Çocukluk günlerimden hatırlıyorum, bazen yumurtayı kırdığımızda, sarısının  üzerinde ufak bir kırmızı leke yada daha açık renkli bir bölüm olurdu. Hep merak ederdim ne olduğunu. Sonra sonra öğrendim ki, aslında döllenmiş yumurtaymış o. Şimdilerde hiç görmüyorum bu olayı yumurtalarda. Gerçi yumurtayı veren tavuk, hayatı boyunca hiç horoz görüyor mu ki? Onu da geçtim, bu tavuk hiç gökyüzünü görebilmiş midir?  Hiç sanmıyorum.

Tavuklar dışında bizim bildiğimiz neredeyse tüm kuşların belli bir üreme dönemi oluyor, yani mevsimsel değişimler ve bireylerin olgunluklarına göre, artık yeni yavrular yetiştirmeliyim diyorlar. Öyle ki göçmen kuşlar dediğimiz canlılar, daha başarılı üreme dönemi geçirmek için çok uzun mesafeler kat edebiliyorlar.

Üreme dönemi başlıyor; çiftler birbiriyle tanışıyor, kur dansları, yuvanın kurulması, çiftleşme, yumurtaların bırakılması derken, yavrunun çıkacağı ana kadar geçecek uzun bekleme süreci başlıyor. Yine türüne göre değişmekle birlikte, eşler dönüşümlü olarak yumurtaların üzerinde kuluçkaya yatıyorlar. Ve o an gelip çatıyor. İlk yavru, yumurtanın kabuğunu yavaş yavaş çatlatıyor. Gagası yeterince güçlü. Ik pık derken, hop merhaba Dünya!

Bekliyoruz ki, o ihtişamlı, rengarenk, pek janjanlı ebeveynlerin pek tabi kendileri gibi yavruları olsun! Olmuyor! Dünya’nın en çirkin yavruları kendini gösteriyor. Gözleri açılmamış, tüyleri çıkmamış, bir ufak deri ve kemik parçası öylece durup anne babasından yemek beklemeye başlıyor. Artık tek bir derdi var, bir an önce tüyleyip, uçmaya başlamak ve ebeveynlerinden bağımsız beslenmek.

Kuşlar ve aslında diğer canlıların bir çoğu, biz insanların aksine ebeveynlerinden çok kısa sürede bağımsız oluyorlar. Kuşlar kısa süre sonra uçmayı öğrenirken, birçok memelinin yavrusu doğduğu gibi yürümeye başlıyor yada yüzmeye başlıyor. Tabi burda yaşam süreleri, boyutları falan da etkili ama düşünsenize bir insan yavrusunu; uzun bir hamilelik süreci, yıllarca bakıma muhtaç olma, altını temizle, yemeğini yedir, besle, büyüt.. Zor iş. Anne-babalara bol sabır, benimkiler gibi yuvadan uçurmuşlara da bol tebrikler!

Kuşların  “yuvadan bir an önce uçmam lazım” aceleciliği başlarına iş açabiliyor bazı zamanlar. Beslenip, güçlenmek ve ayağa kalkmak yetmiyor, bir de kanatlanıp uçmayı öğrenmesi lazım! Kanat egzersizleri, rüzgarı hissetmekle geçen kısa bir dönemin ardından, ufak ufak yuvadan uzaklaşmaya başlıyorlar. Hadi bakalım şimdi şu karşi ki dala gidicem! Bak şimdi diğerine gidicem! Şu karşı ağaca kesin uçarım ha! … derken… hopp uçamadım.

Şu sıralar üreme dönemindeyiz. Çevrenizde böyle, karşı dala geçmeye çabalarken yarı yolda kalmış yavru kuşları görme olasılığınız oldukça fazla. İlk bakışta oldukça korumasız, yardıma muhtaç gözükebilirler gözünüze, belki de bir tehdit altında olabilirler. Vicdanınız el vermeyecek ve yardım etmek isteyeceksiniz. İşte bu tip durumlarda, çok ufak bilgiler hayat kurtarabiliyor. Yapımız gereği yardımsever bir toplumuz ve ne yapacağımız konusunda hiç bilgimiz olmasa da illa birşeyler yapmak istiyoruz.

 

Peki bu tip durumlarda tam olarak nasıl davranmamız gerekiyor?

Herşeyden önce yavrunun genel durumunu anlamak çok önemli. Birçok durumda bulunan yavrular, ya yuvadan düşüyor yada uçuş antremanı sırasında tekrar havalanamıyor.

Görünen bir yarasının yada kanamasının olduğunu farketmişsek, yapmamız gereken ilk ve en doğru şey şehrimizdeki veteriner fakülteleriyle yada Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlükleriyle yada varsa destek olabilecek veteriner klinikleri ile iletişime geçmek.

Diyelim ki yavrunun herhangi bir kanaması yada yarası gözükmüyor. Ama oldukça küçük, tüysüz ve yorgun. Şöylece etrafı kolacan edip, görünürde bir yuva var mı diye kontrol etmek ilk adım. Eğer varsa, yuvaya geri koymak en doğrusu.

Ama yoksa yada yuva ulaşılamayacak bir yerde ise ne yapacağız? Telaş yok. Ufak bir sepete yada kutuya biraz kuru ot koyarak çabucak bir yuva hazırlabilirsiniz. Sonra yavruyu içine koyarak güvenli bir ağaç dalına yerleştirebilir ve gözlemlemeyebilirsiniz. Yüksek ihtimalle ebeveynleri etraftadır ve kısa süre sonra yavruyu beslemeye geleceklerdir. Gelen giden yoksa, işte o zaman yine uzmanlarla iletişime geçebilirsiniz.

Peki yavru bir tehlike içerisindeyse ve nispeten daha güçlü gözüküyorsa?

Bu tip durumdaki yavrular bazen sokak hayvanlarına yem olabiliyor; çoğunlukla bir kedinin saldırısına uğrarken denk gelebiliyoruz. Yapılacak en doğru şey çevredeki tehlikeleri uzaklaştırmak ve yavruyu ebeveynlerinin sesini duyabileceği bir çalıya taşımak. Bir tehlike yoksa da kendi haline bırakmak. Çünkü muhtemelen ebeveynleri yakınlardadır ve yavru için besin topluyordur. Kısa süre sonra döneceğinden emin olabilirsiniz!

Yavru kuşlarla ilgili en sık karşılaşılan durum ise ebabiller hakkında oluyor. Ebabiller hayatlarının büyük bir kısmını uçarak geçiren kuşlardan ve ayakları oldukça kısa. Yere yada bir ağaca konmaktansa yüksek binalara, kayalara tünüyorlar. Bu sayede tekrar uçmak istediklerinde kendilerini boşluğa bırakmaları yetiyor. Bazen yuvadan düşen yavrular bazen de kargaların yada bir yırtıcı kuşun saldırısına uğramış yetişkin bireyler bir şekilde yere inmek zorunda kalabiliyorlar. Bu tip durumlardan yeniden havanlanmaları oldukça zor.  Yüksek bir yere götürüp, uçmasını beklemek doğru bir davranış olacaktır.

Umarım karşılaşmazsınız ama eğer olursa, şimdiden tebrikler, nasıl hayat kurtaracağınızı öğrendiniz!

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s