Bugün hiç kuş gördünüz mü?

 

Bugün hiç kuş gördünüz mü? Sabahın karanlığında işlerinize, okullarınıza gitmek için yola çıktığınızda, otobüs camında ya da vapurda “belki üstünüzden bir kuş geçmiş” olabilir mi?

Yaşadığımız çağın kaçınılmaz gerçekliğinden olsa gerek, büyük şehirlerde yaşıyor milyarlarca insan. Ve bu büyük şehirlerde labirentin içindeki ufak bir fare gibi oradan oraya koşturuyoruz, hem de her gün. Çoğu zaman yalnızlığımızla baş başa kalıyoruz. Bizi meşgul etmekle görevli akıllı telefonlarımıza, kulaklarımıza bağlanıyoruz. Bulunduğumuz fiziki şartlar ne olursa olsun kendi sanal gerçekliğimizi yaratıp, geri kalan her şeyi dışlıyoruz.

Durum böyle olunca, çevremizde olan biteni ne kadar algılayabiliyoruz ki? Ya da olan biten şeyler, algılanmaya değer olduklarını anlatmak için daha neler yapması gerekiyor?

Çevremiz düşüncelerimizi yönlendiren yüzlerce dikkat dağıtıcıyı barındırıyor. Ajan diyorum ben onlara. Öyle ki gün içerisinde gözlerimizin önünde bizi yönlendirmeye çalışmayan tek bir sahne, tek bir an bile görmek mümkün olmuyor. Kulaklarımızın sessizlik denilen şeyi yaşamaya hiç fırsat bulamıyor. Kafamızı çevirdiğimiz her yerde karşımıza çıkan reklam tabelaları, beynimizin içinde yankılanan korna sesleri, gökyüzümüzü tarayan uçaklar, helikopterler ve daha yüzlercesi her an hazır kıta, bizleri yönlendirmeyi bekliyor.

Peki bunca “ajan” içinde, yüzümüze ufak bir gülümse kondurabilecek, kulaklarımızı bayram ettirecek, zihnimizi rahatlatacak güzel şeyleri bulmak hiç mi mümkün değil?

Bence mümkün!

Yeşilçam filmlerindeki zengin çocuğun fakir kızı fark etmemesi kadar ironik bir durum olsa da filmin sonunda kavuşmak kadar mümkün! Aslında bakarsanız hepimiz her an karşılaşıyoruz bu güzel şeylerle. Ama dikkatimizi dağıtmakla görevli şeyler öylesine başarılılar ki, kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz gökyüzünün sadece uçaklar için var olduğunu zannediyoruz, sanki peşi sıra uçan binlerce leylek yokmuş gibi. Parklarda bahçelerdeki ağaçların çalıların bizlere gölge olsun diye var olduğuna inandırılıyoruz, sanki dallarında bir ispinoz yuvası yokmuş gibi.

Oysa bir an sıyrılabilsek çevremizi sarmalamış bu ajanlardan, yanı başımızda uçuşan, ötüşen güzellikleri fark etmeye başlayacağız.

Güzellikler yanı başımızda yani, tabi ki fark edebildiğimiz sürece. Aynı insan ilişkilerinde de olduğu gibi, ama bu başka bir konu. Benim bahsettiğim şey biraz daha farklı, biraz daha tatlı. Doğa’dan, çevremizden, ağaçlardan, böceklerden, kedilerden, köpeklerden, en çok da kuşlardan bahsediyorum sizlere.

Kafamızı çevirdiğimiz her bir yanda gördüğümüz, daha fazlasını görebileceğimiz kuşlardan! Trafikte ceviz kırmaya çalışan kargadan, vapurda simit attığımız martıdan, balkonumuza yuva yapmış kumrudan bahsediyorum. Her an yanı başımızda olsalar da kendilerini bir türlü biz insanlara fark ettirmeyi başaramayan kuşlardan bahsediyorum.
Aslında bakarsanız birkaç yıl öncesine kadar ben de çok farkında değildim çevremde olup bitenlerin. O günlerde de aynı yerlere aynı gözlerle bakmış olsam da, bahçemdeki serçeler yoktu benim için. Baştankaraların her gün geçtiğim okul yolunda ötüştüklerinden bir haberdim. Öyle ki penceremin dışındaki o küçük ağaçta 4 tane baykuşun yaşadığını hayal bile edemezdim!

Peki herkes gibi temel kuş bilgisi martı, karga, güvercin ibaret olan ben, nasıl oldu da çevremdeki kuşları fark etmeye başladım? Çakralarım mı açıldı? Nirvana’ya mı erdim?

Hayır.

Merak ettim.

Her birimizin içinde sahip olduğu o engellenemez, karşı konulamaz hisse yenik düştüm.
Kargalar bokunu yemeden uyandığım o sabahlarda, bu kargalar hakikaten bokunu mu yiyor diye sordum kendime.

Seni leylekler getirdi dediklerinde, yahu bu leylek nasıl kerametli bir şeymiş de beni taşıyabiliyor diye merak ettim.

Merak ettikçe de fark etmeye başladım. Bitmek bilmez o trafiğin içinde eşine sesini duyurmaya çalışan serçeleri duydum önce. Vapuru takip eden martıların birbirlerine benzemediklerini gördüm. Balkonuma yuva yapan güvercinlerin birbirlerini nasıl temizlediklerini, saksağanların güneşte yansıyan rengârenk tüylerini, şehrin göbeğinde bağrışıp, baharı müjdeleyen ebabilleri fark ettim.

Gün be gün geliştim, değiştim. İşte buradayım. Kuşları fark etmeden geçen her bir günümün acısına, kuştan hikayeler anlatmak istiyorum sizlere. Hayatımızın her bir köşesine yayılmış, şarkıların türkülerin vazgeçilmezi, mutlulukların, umudun, gücün sembolü, gözlerimizin kulaklarımızın neşesi, hepimizin çok sevdiği ama hakkında çok az şey bildiği kuşların hikayesi.

İyilik ve güzellik hep yanı başımızda, yeter ki görmek isteyelim.

Hoş geldiniz!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s