Ukrayna Notları: Kiev

iç5

Lviv’i soluksuz bir çırpıda bitirmiştik ama önümüzde daha uzun bir seyahat planı vardı. Lviv’den 29 Aralık sabahı 05:53 treniyle Kiev’e doğru ayrıldık. Uzun bir yolculuk normalde ama bir gıdım fazla para verip hızlı tren bileti aldık. Hız konusunda tam anlamıyla hızlı tren olmasa da Ukrayna standartlarına göre fazlaca iyi, konforlu bir trendi kendisi. Daha öncede bahsettiğim 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası döneminde taraftarların Lviv-Kiev arasındaki transferini sağlamak amacıyla yapılmış, iyi de olmuş. 550 km’lik yolu 4-5 saatlik bir yolculukla geçip Kiev’e vardık. Bilet için kişi başı 305 UAH verdik.

Hayatımda gördüğüm en büyük tren garına indiğimizde aslında düşünceler içinde boğuluyordum. Şehre varmadan önce geçtiğimiz varoş mahallerin hali, birazdan göreceğimiz gökdelenlerin gölgesinde kalacak, zihinlerimizde hatırlamakta zorlanacağımız birer küçük resim olarak yer edecekti. Her büyük şehre girdiğimde benzer duygular yaşasamda bu sefer daha bir farklı olmuştum. Belki de izlediğim Sovyet filmlerinin sahnelerini gözlerimin önünde canlı görüyor olmanın şokuydu bu ama eminim ki bir Fransız banliyösundan farklı değildi.

iç1Tren garına indikten sonra uğraştığımız ilk şey, bir sonraki rotamız için bilet bulmaktı. Ancak Kişinev’e gidecek tek trenin Moskova-Sofya hattında çalışan, fiyatı uçuk düzeydeki tren olması sebebiyle ilerleyen günlerde otobüs biletlerini kontrol etmeye karar verdik.

Gardan tam çıkıyorduk ki birkaç taksiciye denk geldik. Hostelin hayli uzakta olduğunu biliyordum. Ufak bir pazarlık sonrası 80 UAH’ya anlaştık. Adamda zaten taksici tipi yoktu, kapıdan çıkınca da anladık ki zaten değilmiş. Kendi arabasını işleten korsan taksi. Hiç farketmez. 80 UAH’ya 5-6 km’lik yolu kocaman bir cipte Mustafa Sandal dinleyerek geçirmenin tadı bir başkaydı. Utanmadık, adama bahşiş de bıraktık. Hostelimiz merkez olarak kabul edeceğimiz Bağımsızlık Meydanı’na (Independence Square) 5 dakikalık yürüme mesafesindeydi. Yılbaşında olmamıza rağmen oldukça iyi bir fiyata ayarlamıştık.

iç2Kiev bize farklı bir pencere sundu aslında. Tarif etmesi zor. Geçirdiğimiz her bir saat, gördüğümüz her bir yeni şey sonrası farklı yorumlar getirdik şehir hakkında, fazlasıyla tartıştık, konuştuk. Zira bulunduğumuz yer halihazırda siyasal olarak yeni düzene girmişti. Ülkenin ise genel anlamda hala düzen içinde olduğu söylenemezdi. Biraz da bu yüzden yılbaşı gecesini burda geçirmek istedik. İnsanları gözlemleyebilmek için önemli bir zaman dilimi diye düşündük.

İlk iki gün, Kiev’e Lviv’de olduğu gibi turistik bir gözle bakmaya çalıştık. Kilisesidir, müzesidir, parkıdır, bahçesidir, göz gezdirdik ama aradığımızı bulamadık. Yanlış bir açıdan bakmaya çalıştığımızı farkettik. Bakış açımızı değiştirmeye karar verdik. Burası turistlerin hoş vakit geçirmesi için dizayn edilmemişti. Burası Ukrayna’nın kalbinin attığı yerdi. Zaten bunu farkettiğimizde etrafımızdaki herşey bir anlam kazanmaya başladı.

İlk gece dolaşmak için çıktığımız Independence Square daha bir farklı geliyordu artık gözümüze. Arka fondaki tadilatlı binanın anlamını ancak 2.gün sonunda içselleştirebildik. Bu meydanda yaşanan taze anıları, okudukça kavradık.

Kısa bir özet geçmek gerekirse eğer ne olup bittiği hakkında buralarda, olayların 2004 yılındaki Turuncu Devrim’e kadar gittiğini söylemek gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybeden Yanukoviç, 2010 seçimlerinde seçildiğinde çok da sevgi duyulan bir şahsiyet değil ülkede. Özellikle 2013 yılı sonunda hükümetin Ukrayna-AB Ortaklık Antlaşmasını imzalamaması ve Yanukoviç’in Rusya ile milyar dolarlık yatırım antlanşması imzalaması ortalığı bir hayli karıştırıyor. 21 Kasım gecesi ilk tepkiler, bilinen adıyla “Euromaiden” gösterileri, Independence Square’de başlıyor.

2013 Kasım’ından, 2014 Şubat’ına kadar devam eden gösteriler oldukça şiddetli geçiyor. Onlarca insan hayatını kaybediyor çatışmalarda ve yüzlercesi de tutuklanıyor, yargılanıyor ya da kayboluyor.. 21 Şubat 2014 günü, Yanukoviç azlediliyor ve geçici hükümet kuruluyor. Derken devam eden günlerde Rusya’nın Kırım’ı ilhakı geliyor ki bu da ortalığı daha da karıştırıyor. Yani kısaca, mevzu derin, karışık..

Şartlar bu olunca da olaylardan sonraki ilk yılbaşında Ukrayna’da, Kiev’de olmak daha fazla önem arzediyordu. Yılbaşından önce 2 günümüz vardı. Hava tarif edilemez kadar soğuktu. Yani ben hayatımda böyle bir soğuk yaşamadım. Abartısız 4 kat altıma, 3 kat üstüme giydim ama götümün donmasını engelleyemedim. Lviv’e gelirken trende yaptığım akrobatik hareketleri bir önceki yazımda bahsetmiştim. Lviv’deyken hafiften belimde hissetmiştim ağrıyı. Hatta kas gevşetici krem falan da almıştık. Ama Kiev’de zirve yaptı ağrı. Soğuğun da etkisinden midir nedir 15 dakikadan fazla yürüyemez oldum. Soğuk ve ağrı dolu birkaç gündü yani.

Yemek işlerimizin bir çoğunu hostelde hallettik bu sefer. Hazır güzel bir mutfak varken biraz masrafları kısalım istedik. Hem hazır şeyler yemekten de gına gelmişti. O sebepten pek bir restaurant falan öneremeyeceğim Kiev’de. Ama Independence Square’e giderken sağdaki küçük büfenin köftelerinin anlatmadan geçmeyelim. Sahibi Türk, Sultan adında ufak bir büfe. Döner, kebap, köfte vs. var. Fazlasıyla ucuz. Birkaç gece akşam yemeklerimizin adresi oldu. Tavsiye edilir.

Ek olarak, Lviv’de de bahsettiğim Puzata Hata var. Ukrayna ev yemeklerini bulabileceğiniz kaliteli ve ucuz bir mekan. Independence Square‘e çıkarken ilk sokakta sağda. Haritadan baktım şimdi sokak adı falan yazmıyor ama kocaman kırmızı bir Şirinler evi tabelası görürsünüz zaten.

iç3

Normalde her yıl Chritmas çamı Bağımsızlık Meydanı’na kurulurmuş. Ama bu yıl olaylar nedeniyle St. Sofia Churh‘ün önüne kurulmuş. İyi de olmuş çünkü şehrin turistik birkaç önemli yeri var. Bunlarda bu kilisenin etrafında. İlki bu kilisenin kendisi. Çok fantastik birşey değil ama manastır tarzı ek binaları olan yanar döner kubbeli bir mekan. Kilisenin bahçesine girmek için ayrı, kendisine girmek için ayrı para ödüyorsunuz. Biz bahçeye girmekle yetindik. St. Sofia’nın tam karşısında da Mikhailivsky Cathedral var. Diğerinden daha güzel ve bedava.

Son olarak da Andriiskyi sokağı var. İnternette araştırırsanız burasından bit pazarı diye bahsediyor ama tırt. Hiçbirşeycik yok. İki tane küçük kulübe kurmuşlar o kadar. Zaten sokağın bir kısmında anladığımız kadarıyla arkeolojik kazı başlamış, altı üstüne gelmiş her yerin. Sokağın üst kısmında tepeye kurulmuş St. Andrew’s Church var. Girişi bizim bütçemize pahalı geldiğinden girmedik ama merdivenleriyle falan bayağı havalı gözüküyordu, denenebilir.

Birkaç kelam daha edip kapatıyorum bu turistik muhabbetleri; birincisi yakınlarda metroyla gidebileceğiniz Çernobil Müzesi var. Bizim vaktimiz uygun gelmedi, gidemedik. Bence görülmesi gerekir. İkincisi elinize şehrin karikatüristik çizilmiş haritası geçerse neresi bayır, tepe dikkatli inceleyin, yoksa insanı telef ediyor. Üçüncüsü, yazın nasıl olur bilmem ama Diyneper Nehri kışın hayal kırıklığı. Dördüncü ve sonuncu olarak şehirde Turist Bilgi Merkezi armayın. Sağda solda “i” yazan tabelalar görebilirsiniz ama hiçbir zaman o ofisi bulamayacaksınız. Çünkü Kiev’de trafik tabelaları da turist haritasında “i” olarak gösteriliyor. Ve turist ofis olarak adlandırılan yerler birkaç gözden ırak seyahat acentasını temsil ediyor.

Yılın son günü, geç saatlere kadar hostelde vakit geçirdik. Gece yarısına yakın kendimizi çam ağacının olduğu o meydana attık. Tam bir insan seli vardı o gece. Farklıydı. Bir ülkenin yeniden doğuşu gibiydi. En azından insanlar bunu hissediyorlardı sanırım. Bizde öyle. Konserlerin, şarkılar söylenirken, yeni yıla girmeye dakikalar kala dev ekrana bir video konuldu. Herkese sustu, video izlendi. Aşağıda videonun orjinalini koyuyorum. Videonun sonrasında insanların mutluluk dolu seslerini ise anılarıma yerleştiriyorum;

O gece biz de çok farklı duygular içindeydik. Sıradan bir yılbaşı gecesinden çok farklıydı. Alkolün, havai fişeklerin, abartılı eğlencelerin gecesi değildi bu. Bu bir toplumun  huzura, barışa olan özlemi gibiydi. Kendimizi mutlu hissettik. Orada, o insanlarla aynı ortamı paylaşıyor olmanın mutluluğunu..

Yeni yılın ilk günü “sıcak” bir hava vardı Kiev’de. Yani -5 falandı sıcaklık. İçliklerden birini attığım bir gündü. Hafif yağmurluydu. Şehirdeki son günümüzdü aynı zamanda. 21:45’te Kişinev’e gidecek otobüse biletlerimiz vardı. Şehrin diğer yakasında görmek istediğimiz Botanik Parkı gezdik. Yeni bir yılın ilk günü için doğa dolu bir başlangıçtı. Sonrasında Bağımsızlık Meydanına geçerken ufak bir süpriz karşıladı bizi. Şehrin en önemli bulvarı Khreshchatyk trafiğe kapatılmıştı. İnsanların sessiz konuşmaları dışında hiçbir gürültü yoktu. O uzun cadde boyunca yürüdük, sağda solda her telden şarkılar çalan müzisyenleri dinledik, kahve içtik, insanların arasına karıştık.

Dedim ya yeni bir yıl için oldukça güzel bir başlangıçtı. Kiev elinden geleni yapmıştı..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s