Ukrayna Notları : Lviv

 iç3

Bazı zaman parmaklarımın hareketlerini unutuyorum blog yazarken, bazı zamansa yazdığım her kelimeyi, kurduğum her cümleyi siliyorum baştan sona. İşte son günlerdeki hissiyatım tam da bu.

Aylar öncesine dayanır Ukrayna seyahatinin fikri. Ne yazık ki şuanda da olduğu gibi, o günlerde de pek karışıktı durumlar oralarda. Her seferinde ileri erteledik planları. Gidip gelen birkaç arkadaşın abartılı polislerle rüşvet tecrübelerini dinleyince de iyice soğuduk aslında. Ta ki geçtiğimiz Aralık ayına kadar.

Bir haftalık planlama aşaması sonrası genel anlamda işleyiş şöyle olacaktı; Önce trenle Cluj-Napoca, oradan yine trenle Romanya-Ukrayna sınırındaki Sighetu Marmatie. Sınırı yürüyerek geçerek Ukrayna sınır köyü Solotvyne’dan başka bir trenle 12 saatlik bir gece yolculuğu sonrası Lviv, oradan da Kiev ve daha sonra Kişinev üzerinden Romanya’ya dönüş. Hepsi içinde toplam 14 gün.

Bu seyahat diğerlerinden bir farklı olacaktı. Önceki seyahatlerde havaların sıcak olması ve benim sabır taşımın henüz çatlamamış olmasından ötürü yolculukları otostopla yapıyorduk. Ama bu kez aynı sabrı gösterecek durumda değildim. Biraz ordan biraz burdan kısarak adam akıllı tren bileti aldık kendimize ve her bir yolculuğu da mümkünse trenle, değilse de minibüs/otobüsle yapmaya karar verdik. 23 Aralık günü öğle saatlerinde Dragaşani’den ayrılıp 10 saate yakın bir yolculuk sonrası Cluj’e vardık. Ukrayna’ya gitmek için burdan geçmek zorundaydık. Hal böyle olunca da gelip  gezmemek olmazdı. Daha önceden bulduğumuz couchsurfing’den arkadaşın evinde bir gece konaklayıp, bir tam gün Cluj’ün altını üstüne getirdik.

içKonunun aslı Cluj değil ama birkaç cümle ile bahsedersek, Romanya’nın üniversite-öğrenci kentlerinden birisi. Her ne kadar biz oradayken Christmas dolayısıyla in cin top oynuyor bulmuşsakta sokakları, özellikle Botanik Park (Gradina Botanica Alexandru Borza) ve şehri kuş bakışı görebileceğiniz Kale Tepesi (Cetatuia) gerçekten de nefes kesici güzellikler sunuyor. Şahsen sadece botanik park’ta 5 saat kadar harcadığımızı söylemek lazım. Çıkışta bilet görevlisinin “siz hala burada mısınız” bakışlarını hala gülümseyerek hatırlıyorum.

Ukrayna sınırına gidecek trenimiz 25 Aralık sabaha karşı hareket edecekti. Bu ana kadar planlarımız tren saatine kadar couchsurfing’de kaldığımız arkadaşta yarım gece daha geçirip, trene geçmek üzerineydi. Ama ev sahibinin Christmas muhabbetiyle memleketine gidecek olması bir anda herşeyi altüst etti. Zira aynı muhabbetten ötürü o gece tüm bar-restaurant-kafe vs. kapalı durumdaydı, bir tek yer hariç : İstasyon bekleme salonu..

Dost sohbetlerinde anlatılacak ilginç bir deneyim olarak kalsın bu bekleme salonunun 8 saatlik hikayesi ama tavsiyemdir; işi gücü bırakın Romanya’da bir geceyi tren istasyonunda geçirmeyi deneyin !

Bekleme salonundan çıktığımızda saat 05:00 gibiydi. Nasıl bir gevşeme yaşamışsa o an bedenim, kapıdan adımımı atar atmaz akıllara zarar bir titreme geldi. Sanki elime asfalt delme makinası almışım oradan oraya zıplayarak titriyorum ! Kendimizi trene atana, yerimize oturana kadar durmak bilmedi. O aradaki 3-4 dakika, hala kamerayı titretip duran amatör çekim videolardaki kayıtlar gibi zihnimde.

Uyumuşuz. Uyandığımızda sınır şehri Sighetu Marmatie’ye varmak üzereydik. Birkaç lokma atıştırıp trenden indik. 1-2 kilometre kadar yürüyüp sınır kapısına geldik. Ukrayna sınır polisinin “bok işiniz var da geldiniz” edasındaki homurdanmaları sonrası şükür ki Ukrayna’ya girebildik. Sınıra en yakın yerleşim yeri Solotvyne adında küçük bir köy. Lviv’e gitmek için kullanabileceğiniz en güzel aktarım noktası da diyebiliriz.

Dil konusunda bir hayli zorlanıyoruz burdaki insanlarla. İngilizce bilme seviyesi yok gibi birşey. Köy yeri haliyle olacak zaten, çok sözümüz yok ama be arkadaş bari sattığın tren biletinin üzerinde anlaşılabilecek bir dil yada en azından iki gram latin alfabesi kullan, fikir falan yürütebilelim.. Köy merkezindeki büyük markette paramızı çevirdikten, biletleri de cebimize koyduktan sonra, tren istasyonunda bizimle birlikte bekleyen ablanın yardımıyla koltuk numaramızı falan anlar vaziyete geliyoruz. Abla, normalde Ukraynalı ama Rumence konuşabiliyor. Zamanın birinde sınır belirleme olayları yaşanırken normalde Rumen köyü olan yer Ukrayna sınırları içinde kalmış. Haliyle bu ablada arada kalmış. Benzer şekilde köyde başkaları da var. Paramızı çevirirken marketteki kadında Rumence yardımcı olmuştu bize.

Dışarısının soğuğundan  kafamızı dışarı çıkaramadık istasyondan, mecbur bu ablayla 4 saat kadar birlikte vakit geçirdik. Trenin hareket saati 17:25. Zaten bir gece öncesinin Cluj deneyimi taptazeyken birde istasyonun buz gibi olması iyice yormuştu bizi. Üstüne üstlük kondüktör kadının sınırsız gıcıklığı eklendi üstüne. İstasyonun soğukluğuna daha fazla dayanamayan bizim abla, taktı peşine beni trene gittik. Boyu yetmediğinden trenin kapısını yumruklamaya almış meğer beni yanına. Vurduk, iri yarı bir kadın çıktı, tartışır havada birkaç cümle konuştuktan sonra ikna oldu ki on dakika sonra sıcacık yataklı vagonun içindeydik. Ama kondüktör kadının ifadesi hiç değişmedi. Yol boyunca biletli olmamıza rağmen hep kaçak binmişiz muamelesine maruz kaldık.

IMG_0561

O gece biraz dinlenmeye çalışıp, film izleyerek, müzik dinleyerek geçen saatler dışında pek bir aksiyon yaşamadık. Ancak yataklarımızın üst ranzada olmasından dolayı yapmak zorunda kaldığım akrobatik hareketlerin cefasını günlerce belimde çekeceğimi bilemezdim elbette..

Bir parantez açalım, bir kaç not düşelim; bahsini ettiğimiz yataklı vagon olayı standartların üstünde birşey. Boy açısından birazcık kısa ama genişliğiyle tatmin edici bir yatak, tertemiz çarşaflar ve isteğe göre uygun fiyatlarda frenchpotla verilen çay-kahve servisi sunuyor. Eksikliği ise bilinen yataklı vagonların aksine kompartıman usulü değil, kapısı, duvarı olmayan yanyana dizilmiş onlarca yataktan oluşması. Ama yine de fazlasıyla memnun kalınacak bir tren. Sınırdan Lviv’e kadarki 11-12 saatlik uzun yolculuğun 4-5 euro gibi komik rakam olması herşeye değiyor.

Sabah henüz güneş doğmamıştı Lviv’e indiğimizde. Daha önceden rezervasyon yaptığımız hostelimize varmak için 2-2.5 km kadar bir yol yürümemiz gerekiyordu. Zira toplu taşıma araçları henüz başlamamıştı. Normalde tramvaylarla 10 dakika sürüyor merkez-gar arası. Hafiften yağan karın süslediği eşsiz ve sessiz manzarayla yürüdük hostele. Birkaç sokak karışıklığı sonunda bulduk hosteli. Gelenektendir, yine resepsiyondaki arkadaşla sabahın 6’sında biraz atıştık, henüz giriş yapamadığımızdan da çantalarımızı bırakıp, dışarı attık kendimizi.

O andan itibarende onlarca unutulmayacak anılar yaşadık bu şehirde. Şüphesiz Lviv seyahat ettiğimiz yerler arasında üst sıralarda olmayı fazlasıyla haketti. 3 günlük Lviv gezisi boyunca tam anlamıyla altını üstüne getirdik şehrin.

Lviv, tarihi çok eskilere dayanan bir şehir. Şimdi şu tarihten bu yana şöyle olmuş falan demenin manası yok ama hakikaten sokaklarında dolandığınızda buram buram hissediyorsunuz bunu. Binaların estetik güzelliği, sokakların düzeni, insanlar bir ahenk içinde şehirde. Ülkenin geçtiğimiz yıllarda Avrupa Şampiyonasına ev sahipliği yapmış olması şehre olumlu katkılar bırakmış. Zaten turistik bir şehirmiş, tavan yapmış. Herşey turistlerin ilgi ve alakasına göre turist dostu bir anlayışla şekillenmiş.

Ülkenin genelinde olduğu gibi burda da fiyatlar her anlamda ucuz. Yeme-içme, müze, toplu taşıma, hediyelik eşya, ıvır zıvır herşey tutarlı bir dengede. Ya acaba kazık mı yedik, acaba daha ucuzunu bulur muyduk gibi sorular gelmiyor aklınıza, rahat rahat harcıyorsunuz paranızı.

Şehrin turistik değerlerinin yanında bence en önemlisi yeşil alan dengesinin çok iyi oturtulmuş olması. Onca şehirleşmenin içinde ağacın, yeşilin elini uzatsan tutacak mesafede olması insana huzur veriyor.

Created with Cycloramic by Egos Ventures

Şehri görülmesini gereken yerlerini şöyle bir sıralamak istedim, hani belki cümle içinden çekip çıkarmak zor oluyordur diye;

– Rynok Square : Şehrin merkezi. Meydanın tam ortasında kocaman belediye binası yükseliyor. Ve tabi muhteşem manzarasıyla saat kulesi. 10 UAH giriş ücreti var kulenin. Meydanın etrafını saran binaların tamamı koruma altında. Anladığım kadarıyla üst katlarında hala insanlar yaşıyor. Zemin katlar ise kafe-restoran şeklinde hizmet veriyor. Ayrıca meydan içerisinde küçük kulübelerde panayır havasında yemek-hediyelik eşya vb. satışı yapan küçük tezgahlar var. Şehrin haritasını bulabileceğiniz turist bilgi merkezi de belediye binasının batı yüzünde kalıyor.

– Kiliseler : Varsa meraklısı, meydanın çevresine konumlanmış bir düzine kadar kilise var. Önemlileri; Latin Cathedral, The Baims Chapel, Dominican Church, Assumption Church, Transfigurtion Church ve Armenian Cathedral.

– Müzeler :

*Silah Müzesi (Armoury Museum) : Kendisi Lviv’in eski vakitlerinden kalma surlarının bir kısmına konulmuş. Eski silah üretiliyormuş, şimdi müze olmuş. 3 katlı yapının, 2 ve 3.katı müze, alt katı ise ortaçağ esintili küçük tezgahları olan yemek bölümü. Müze içerisinde çoğunluğu 20.yy öncesine dayanan savaş malzemeleri sergileniyor. Ayrıca devasa büyüklükte, Grunwald Savaşını anlatan bir yağlı boya tablo da var. Sadece bu tabloyu incelemek için bile gidilir müzeye. Giriş ücreti 10 UAH. Fotoğraf çekmek içinde 20 UAH ödemeniz gerekiyor. Müzenin altında bahsettiğim yemek bölümünde de geleneksel yemekleri ucuz yollu ve azar azar tatmak mümkün. Özellikle dış taraftaki tezgahlarda ızgara-mangal tarzı yemekler fazlasıyla rağbet görüyordu. Bir bütün olarak burası keyifli birkaç saat geçirmek için ideal bir yer.

iç6* Doğa Müzesi (Nature Museum) : Görüp gördüğüm en genç işi müze olarak kayıtlara geçti. Daha kapıdan girer girmez, gençlerin yada genç ruhlu insanların bu işin içinde olduğunu anlıyorsunuz. Temelde doğa-insan ilişkisi üzerine kurgulanmış müzede, insanlık olarak doğa üzerindeki olumsuz etkilerimiz çok etkileyici ve ilgi çekici yollarla anlatılmış. Bolca doldurulmuş memeli, sürüngen, kuş, böcek ve bitki sergisi görebileceğiniz müze, gerçekten de şehirde görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Çıkışa geldiğinizde, “olur mu ya bu kadar kısa” diyeceğiniz, tadı damağınızda kalacak bir yer. Giriş ücreti öğrenciye 5 UAH.

Şehirde fazlasıyla çeşitli müzeler var. Özellikle Rynok Square üzerindeki Historical Museum kompleksi ilgi çekiyordu ancak fiyatları standartın biraz üzerinde olduğu için biz şahsen girip görmedik. Konu dışı olarak ise şehrin en yüksek noktası High Castle ve karton maket dükkanı mutlaka gidilmesi gereken yerlerden.

iç1– High Castle, şehrin tam ortasında yükselen bir tepeye kurulmuş eski bir kale aslında. Tabi günümüze birkaç duvarından başka birşey ulaşamamış ama yine de bu tepe sunduğu şehir manzarası, koru içerisindeki güzel yürüyüş yolları, sincapları ve kuşlarıyla görülmesi gereken yerlerden (bakmayı bilen için..)

Bir diğeri ise T.Shevchenka sokakta yer alan “Clever Paper” dükkanı. Şahsen ben legoya, kağıda, makete pek meraklı olduğumdan çok hoşuma gitti burası. Yapışkan-makas vs. kullanmadan inşa edeceğiniz harika maketler satıyorlar. Fiyatları da oldukça ucuz. 100 UAH’ya çok hoş bir tren istasyonu maketi aldık, kitaplığımızı süslüyor şu sıra.

iç4Yeme – İçme

Her bütçeye uygun her çeşitten restaurant-bar-kafe vs. bulmak mümkün. Aşağıda bir liste veriyorum ama bu konuda kesin bir uyarıyı McDonalds konusunda yapmak lazım. Bugüne kadar seyahatlerimizin ilk gününde, daha doğrusu şehre vardığımız ilk birkaç saat, hem bildiğini yemek olsun, hem de interneti olsun  McDonalds önemli bir yoldaştı. Ancak Ukrayna genelinde bu iş biraz ters. Bir kere latin alfabesi olayı burda da geçerli, Big Mac dediğin şey Біг Мак artık. 3 restaurantla sabitlendi ki çalışanlarda aynı derece İngilizce’ye yakından uzaktan alakasız, müşteri memnuniyeti yerlerde. Buna rağmen hepsi kapısında utanmasa kuyruk olacak kadar kalabalık. Bilginiz olsun

Big Plate Pizza : Pizzaları lezzetli, birası ucuz, öğrenci işi bir mekan. Öğün doldurur.

Celentano Pizza : Fiyatları diğer pizzacıya göre bir tık daha yüksek olsa da, kapısında kuyruk olan meşhur bir yer. Rynok Square’in hemen karşı köşesinde camından kocaman pizza hamuru açan ustaların gösterisiyle hemen fark ediyorsunuz zaten. Köşede bir kalabalık durmuş birşeyler izliyorsa işte orası bu pizzacı. Pizzası felaket lezzetli ve devasa boyutta. Mutlaka denenmeli.

Puzata Hata : Geleneksel Ukrayna yemeklerinin her çeşidini çok ucuza bulacağınız tek adres. Bizdeki yemek dünyası kıvamında. Tabldot usulü yani. Şehirde birkaç yerde şubesi var ama Rynok Square’e en yakını, Shevska Sokağı üzerinde bahsettiğim maketçinin hemen yanı. Ben denemedim ama Merve’nin damak tadına göre Borçka çorbası bayağı lezzetliymiş.

Biz Christmas döneminde Lviv’de olduğumuzdan yılın her vakti açık mıdır bilemem ama Opera binasının önünde uzanan meydandaki tezgahlarda da atıştırmalık el işi birşeyler bulunabilir. Ayrıca Rynok Square’e çıkan ara sokaklarda ufak tefek fast-food dükkanları ve atıştırmalık güzel şeyler bulabilirsiniz.

Coffee Factory : Rynok Square’in köşesindeki bu mekan başlı başına bir efsane. Ucu bucağı olmayan bu yer, girişte sizi kocaman kahve çekirdeği dolu çuvallarla karşılıyor. Zaten içerisi 100 yıl öncesini anımsatan bir havada. Hemen sonra, hediyelik eşyalar satılan kocaman iki salon karşılıyor sizi. Onun da arkasında ise taş duvarları ile fazlasıyla geniş bir kafe. Biraz meraklıysanız, alt kata inip sonu olmayan mahzenlere ulaşabilir, hangisinin tam olarak ne olduğunu anlayamadığımız kapısız ufak odalarda birer içki içmeyi deneyebilirsiniz. Biz adam akıllı birer kahve içtik kafede, bize yetti.

iç7Homemade Chocolate Factory : Önemli mekanlardan biri daha. Rynok Square’e çıkan Serbska sokağı üzerinde turist akınına uğrayan bir yer. Yine vitrinde, çikolatayla sanat yapan bir usta karşılıyor sizi. Ağzını beş karış açık bakıyorsunuz öyle. Evde kaşık kaşık yediğiniz sarelle geliyor aklınıza, gözünüzün önünde çikolatadan topuklu ayakkabı yapan kadını görünce.. İlk iki katı çikolatının üretildiği bölüm, sonraki iki katı da bu çikolataların binbir çeşitle satıldığı hediyelik eşya bölümü. En üst iki kat ise kafe olarak çalışıyor. Kahve Dünya’sından aşikar olacağınız fondünün yanına gelen erimiş çikolatayı lezzetli sayıyorsanız, burdakini bir deneyin derim.

Önerimdir, sadece bir kere gidin. Ya dün ne güzeldi o çikolata, hadi gidip bugün kahvesini vs. deneyelim gibi bir yanlış yapmayın. Valla bir kez yeter..

Sonuç olarak Lviv baştan sonra huzur bulabileceğiniz bir şehir. Hostelimizin saçma sapan birşey olması ve -17’lerde seyreden havanın iç organlarımızı dondurma teşebbüsü dışında, her anından keyif aldığımız bir şehir olarak kalacak aklımızda..

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s